Pazartesi sabah küçük kızımı okula götürürken yan komşumuzun tadilatta olan evinde çalışanlara kolay gelsin dedim sokağımızdan geçtik okula gittik. Oradan Karşıya çarşısına girdim alışverişimi yaptım. Yürürye yürüye eve geldim bir iki bir şeyler hazırladım akşama.. Oturdum pc nin başına maillerime grubuma girdim. Bir yandan da bir şeyler kemirdim. Öyle keyifli keyifli eve otururken öyle bir gümbürtü duydum ki arkasından cam kırılma sesleri, çığlıklar. Hemen balkona fırladım baktım
bağırtı can havliyle koşuşturan insanlar bıçak gibi bir sessizlik oldu sonra. Herkes telefonuyla ambulansı arıyordu. Hemen fırladım telefonumu bile almaya fırsatım olmadı.
Yan komşumuzun evinde yaklaşık bir aydır tadilat
vardı. Evlerini mütahite vermek istemediler, kendileri tadilat yaptırıp düzenleyip kendi evlerinde oturmak istediler sanırım. Asansörü bile beklemeden fırladım
aşağıya indim. Komşumuz yaşlı bir teyze ve kızı üst dairede oğlu gelini
oturuyor ama o yalnızdır diye gittim . Eve girmeden bir bahçeden geçiliyor, inşaatta çalışan işçilerden biri çatıdan kafa üstü düşmüş ve sonradan isminin Hüseyin olduğunu öğrendim, yerde yatıyor feci bir durumdaydı, bakamazdınız yani. Bende daha fazla bakamadım çünkü kafasında ciddi bir kanama vardı . Çok çok kötü
bir manzaraydı adamcağızla Göz göze geldik. Teyzenin bu manzarayı görmesi fena olurdu onunda bahçeye fırladığını gördüm, zapt etmeye
çalışırken ambulans geldi ve gerçekten çabuk geldi.
Evin karşısında muayenesi olan dişçi de başında sürekli nabzını ölçüyordu. Biraz sonra Hüseyin abiyi diyeceğim, kaybettik maalesef. Yaşlı teyse ve kızı sürekli koşuşturup ağlıyorlardı teyzeyi o manzaranın yanına göndermemek için çok çaba sarf ettim oda 85 yaşında bir kalbe sahipti sonuçta. Bir süre öldüğünü söylemedik zaten kurtarıyorlar, hastaneye götürecekler, polisler yanına kimseyi sokmuyor gibi şeyler söylediğimi hatırlıyorum.
Fazla uzatmayayım olay olduğunda
saat 12:30 gibiydi saat 3.5 a kadar polisler, kardeşleri, ailesi, olay yeri inceleme, savcı
ve yardımcıları en sonunda da cenaze arabası geldi ve meftunun kanlı eşyaları
bir çuval içinde çöpe atıldı ve bitti.. Sona sokak ölüm sesizliğine büründü.
Oysaki bir önceki sabah kızım sınava
girecek diye "öğretmen geldi bir saatliğine matkapla işinizi durdura bilirmisiniz?
demiştim. Sabah küçük kızımı kreşe götürürken "kolay gelsin" demiştim.
Kendimi çok kötü hissettim tabi başıma ciddi bir ağrı girdi. Olanları unutmak için eve gittim yattım. Uyandığımda yaşadıklarımı rüya da sandım. Kendime geldiğimde olayı tekrar hatırlayıp gerçek olduğunu hatırladım.
Oysaki onlar bu inşaatta işe başladıklarında bir merdiven görmüştüm çok eski bir merdivendi Evin sahibine bu merdiven çok eski diyecektim bir türlü söyleyemedim. Sana ne be kadın diyebilirlerdi sonuçta. Baret taktıklarını da görmüştüm havalar ısındı ve o bareti takmaz oldular. O merdivenin 3. basamağı kopmuş ve bu yüzden düşmüş.
Bu hafta çok kötüydü benim için.Yastığa kafamı koyduğum zaman aklıma hep o "kurtarın beni diyen gözler"geldi. Hiç aklımdan gitmiyor.. Perişan oldum tanımıyordum ama olsun,
parmak izleri alınırken ellerinin demirden, boyadan, yaptığı işlerden kalan kalıntılarını gördüm.....Hayat çok kısa.....Çok boş aslında...
SÜPER İNCE PARLAK ÇORAP
* insan sever * çocuk sever * dost sever * otomobil sever * müzik sever * facebook blogspot sever * telefon sever * yalnızlık sever * santana sever * deniz sever * annesini, anneannesini çok sever * toprak sever * öğrenmeyi sever * bilgi sever * alışveriş sever * dizi sever * belgesel sever * dürüstlük sever * hayvan sever * yolculuk sever * severde * sever......
12 Mayıs 2012 Cumartesi
6 Mayıs 2012 Pazar
TEMİZ OLMAK İÇİN ZENGİN OLMAK GEREKMİYOR
Hani ben bazı hikayelerimde çocukluğumdan bahsettiğimde adı geçen yerler var ya hani Dibekbaşı diyorum Agora diyorum. İşte annemle duyduk ki, hatta İzmir de son zamanlarda en çok konuşulan konu budur, kentsel dönüşüm projesi ve Agora ve Çevresi Koruma Geliştirme ve Yaşatma Projesi adı altında bu bölgenin hem tarihi hemde sosyal yapısının aynı dokuda yeni ve güzel bir çevreye dönüşmesidir. Hatta bu proje hakkında öyle abartılı şeyler duyduk ki bazı evler tekrar yapılmış, sit bölgesi ilan edilmiş, sokaklar, lambalar yenilenmiş, tertemiz bir yer olmuş bla bla.
Annemle; tabi ben hastayken duyduk bunları, iyileşeyim de gidelim eski yerleri görelim yad edelim dedik. Bir heves yaptık, bir heyecan oldu bizde. Aniden çarşamba günü karar verdik yarın gidelim daha fazla sıcak olmadan diye.
Dinleyin şimdi ...
Sabah kalktım bir heyecan bir heyecan ufaklığı bıraktım kreşe Konak vapuruna bindim. Annemde evden çıkmış buluşma yerimiz Havra sokağına yakın.
Havra sokağı nostaljik düz ayak bir pazardır . Sadece sokak manavlarının ve semt pazarlarının bulunduğu zamanlarda en taze sebze ve meyvelerin bulunduğu pazardı. O zamanlarda süpermarket, hipermarket gibi yerler olmadığı için İzmirde ki herkesin haftada en az bir kere alışveriş için uğradığı yerdi doğal olarak.
Biz güya Havra sokağından çıkacağız keşfe, oradan başlayacağız yani, duymuştum o sokakta yenileniyormuş. Buluştuk annemle, yürüdük Havra sokağına doğru. Sokağa girdik sağda bulunan uzun bir kapalı alan vardı orasının tadilatta olduğunu gördüm, uzandım içeri uzattım kafamı anlamsız bir şekilde katlı bir inşaat vardı Arkasında eskiden kalma ev mi desem yığıntımı desem onunla bitişikti . Sokağın sonuna geldiğimi fark etmemişim bile. Çok cansız, sönüktü.
Sokaktan çıkınca tam karşıda eskiden bir sinema vardı, sinemanın yıkıldığını ve içinden bir agoraya dahil olan bir yapı çıktığını duymuştum duymuştum da , bu kadar büyük yapı olacağı aklıma bile gelmemişti. Devamında dükkanların aralarından geçerdik oralar da yıkılmış tarihi sütunlar çıkmış.
İzmir'in en güzel boyozlarını yapan küçük fırın, yanındaki mandıra dayımı okuldan kaçınca bulduğumuz köşedeki kahve yoktu doğal olarak. Küçük park dediğimiz yer biraz bakımsızdı. Küçük parkın tam ortasında durduk sokağı görmeye çalıştık annemle, ilk önce birbirimize belli etmeyecek bir şok yaşadık sanırım.
Sonradan anladık ki bulamayışımızın sebebi dört katlı köşesi üçgen gelen saçma bina.. O sokağa bizim taksiyle girmişliğimiz vardır ve çıkmaz bir sokaktır bindiğimiz taksiciye çıkmaz sokağa gideceğimizi söylerdik. Sokağı bulduğumuzda değil taksi, az daha yiyip şişsek annemle ikimizin yan yana yürüyemeyeceği kadar dar olmuş. Binanın istilası hissediliyordu ciddi ciddi.. Sokağı tırmanırken yerlerde ne ararsan bulunur şeklindeki pisliklerin arasından geçtik. Bir kaç evi geçip anneannemin evine geldiğimizde daha da şok oldum o bakımsızlı tamam ama bu kadar küçük değildi diye hatırlıyorum. Daha sonra aklıma geldi ben küçüktüm o zaman ev büyük geliyordu demek ki.
Ama sorun şu ki sokak çok pistii... Biz orada yaşarken herkes birbirinin kahvaltı saatini de, temizlik saatini de bilir, her sabah çıkmaz olan bu sokakta, yokuşun başında oturan Fatma teyze "hadi hanımlar temizlik saati" diye seslenir herkes kovalarına sularını doldurur, süpürgelerini kloraklarını deterjanlarını kapar, baştan bir salınır sular o ooooo bir temizlik bir temizlik hoş kokular. Temizlik biter bir evde çay demlenir, kilimler ev temizliğinde olan sokaklara yayılır oturulur, gevrek, domates peynir zeytin, öğle yemeği ritüeline eşlik ederdi. Bu sokaklara göç eden genelde doğudan gelen aileler Büyük şehire uyum sağlayamadılar. Bence orada kazanamadıkları için geldikleri, bu büyük şehir, kazandıklarının daha fazla harcamalarına neden olunca yoksulluk oranlarında bir değişiklik olmadı. İyi güzel ama, temiz olmanın, fakirlikle zenginlikle alakası yoktur ki!!!
Bu yukarıda gördüğünüz evin tam karşısında geniş avlulu ikinci katında altı odalı bir ev vardı, yıkılmış, ilk gelen aileler bizim sokakta oraya yerleşmişti. O zamana kadar hiç sorun olmayan bu sokakta, her akşam evlerimizin kapısında ya pislik bulurduk yada akşamları tacizde bulunurduk. Koca karpuzları kapımıza fırlattıkları akşam bütün aile oradaydık ve eniştem anneanneme "Anne senin buradan taşınman gerek artık burası bizim değil demişti" Ayşe ablam bu laftan sonra yukarı kata çıkmış arkasından bende yanına gitmiştim. Ayşe ablam dumanlı gözlerle kemanını kutusundan çıkartıken "demek buradan gitme zamanı geldi ha Cemrecim dedi" kulağımda çok hüzünlü bir ses bırakmıştı. Bu evle ilgili son hatırladığım şey budur.
Anneanneme hemen başka ev bulma telaşında artık evimizden ne pişi kokuları ne de Ayşe ablamın keman sesleri duyulur oldu.....
Annemle; tabi ben hastayken duyduk bunları, iyileşeyim de gidelim eski yerleri görelim yad edelim dedik. Bir heves yaptık, bir heyecan oldu bizde. Aniden çarşamba günü karar verdik yarın gidelim daha fazla sıcak olmadan diye.
Dinleyin şimdi ...
Sabah kalktım bir heyecan bir heyecan ufaklığı bıraktım kreşe Konak vapuruna bindim. Annemde evden çıkmış buluşma yerimiz Havra sokağına yakın.
Havra sokağı nostaljik düz ayak bir pazardır . Sadece sokak manavlarının ve semt pazarlarının bulunduğu zamanlarda en taze sebze ve meyvelerin bulunduğu pazardı. O zamanlarda süpermarket, hipermarket gibi yerler olmadığı için İzmirde ki herkesin haftada en az bir kere alışveriş için uğradığı yerdi doğal olarak.
Biz güya Havra sokağından çıkacağız keşfe, oradan başlayacağız yani, duymuştum o sokakta yenileniyormuş. Buluştuk annemle, yürüdük Havra sokağına doğru. Sokağa girdik sağda bulunan uzun bir kapalı alan vardı orasının tadilatta olduğunu gördüm, uzandım içeri uzattım kafamı anlamsız bir şekilde katlı bir inşaat vardı Arkasında eskiden kalma ev mi desem yığıntımı desem onunla bitişikti . Sokağın sonuna geldiğimi fark etmemişim bile. Çok cansız, sönüktü.
Sokaktan çıkınca tam karşıda eskiden bir sinema vardı, sinemanın yıkıldığını ve içinden bir agoraya dahil olan bir yapı çıktığını duymuştum duymuştum da , bu kadar büyük yapı olacağı aklıma bile gelmemişti. Devamında dükkanların aralarından geçerdik oralar da yıkılmış tarihi sütunlar çıkmış.
İzmir'in en güzel boyozlarını yapan küçük fırın, yanındaki mandıra dayımı okuldan kaçınca bulduğumuz köşedeki kahve yoktu doğal olarak. Küçük park dediğimiz yer biraz bakımsızdı. Küçük parkın tam ortasında durduk sokağı görmeye çalıştık annemle, ilk önce birbirimize belli etmeyecek bir şok yaşadık sanırım.
Sonradan anladık ki bulamayışımızın sebebi dört katlı köşesi üçgen gelen saçma bina.. O sokağa bizim taksiyle girmişliğimiz vardır ve çıkmaz bir sokaktır bindiğimiz taksiciye çıkmaz sokağa gideceğimizi söylerdik. Sokağı bulduğumuzda değil taksi, az daha yiyip şişsek annemle ikimizin yan yana yürüyemeyeceği kadar dar olmuş. Binanın istilası hissediliyordu ciddi ciddi.. Sokağı tırmanırken yerlerde ne ararsan bulunur şeklindeki pisliklerin arasından geçtik. Bir kaç evi geçip anneannemin evine geldiğimizde daha da şok oldum o bakımsızlı tamam ama bu kadar küçük değildi diye hatırlıyorum. Daha sonra aklıma geldi ben küçüktüm o zaman ev büyük geliyordu demek ki.
Ama sorun şu ki sokak çok pistii... Biz orada yaşarken herkes birbirinin kahvaltı saatini de, temizlik saatini de bilir, her sabah çıkmaz olan bu sokakta, yokuşun başında oturan Fatma teyze "hadi hanımlar temizlik saati" diye seslenir herkes kovalarına sularını doldurur, süpürgelerini kloraklarını deterjanlarını kapar, baştan bir salınır sular o ooooo bir temizlik bir temizlik hoş kokular. Temizlik biter bir evde çay demlenir, kilimler ev temizliğinde olan sokaklara yayılır oturulur, gevrek, domates peynir zeytin, öğle yemeği ritüeline eşlik ederdi. Bu sokaklara göç eden genelde doğudan gelen aileler Büyük şehire uyum sağlayamadılar. Bence orada kazanamadıkları için geldikleri, bu büyük şehir, kazandıklarının daha fazla harcamalarına neden olunca yoksulluk oranlarında bir değişiklik olmadı. İyi güzel ama, temiz olmanın, fakirlikle zenginlikle alakası yoktur ki!!!
Bu yukarıda gördüğünüz evin tam karşısında geniş avlulu ikinci katında altı odalı bir ev vardı, yıkılmış, ilk gelen aileler bizim sokakta oraya yerleşmişti. O zamana kadar hiç sorun olmayan bu sokakta, her akşam evlerimizin kapısında ya pislik bulurduk yada akşamları tacizde bulunurduk. Koca karpuzları kapımıza fırlattıkları akşam bütün aile oradaydık ve eniştem anneanneme "Anne senin buradan taşınman gerek artık burası bizim değil demişti" Ayşe ablam bu laftan sonra yukarı kata çıkmış arkasından bende yanına gitmiştim. Ayşe ablam dumanlı gözlerle kemanını kutusundan çıkartıken "demek buradan gitme zamanı geldi ha Cemrecim dedi" kulağımda çok hüzünlü bir ses bırakmıştı. Bu evle ilgili son hatırladığım şey budur.
Anneanneme hemen başka ev bulma telaşında artık evimizden ne pişi kokuları ne de Ayşe ablamın keman sesleri duyulur oldu.....
1 Mayıs 2012 Salı
EN BAŞA DÖNDÜM!!!
Evet uzun zamandır yazamıyordum. Biliyorsunuz ameliyat olacağım demiştim.Oldum da.. Pazar gününe kadar her şey güzel gidiyordu.
Sorunumu bilmeyenler için hatırlatayım.Burun kemiğinin tam ortasında bir erime söz konusuydu ve bu erime yüzünden burnumum tam içinde bir delik oluşmuş. Tesadüf öğrendiğim bir şeydi.
Senelerce kronik sinüzitin yaptığı enfeksiyon yüzünden oluşmuştu. Ve bu rahatsızlık burnumda düdük şeklinde bir ses yapıyordu.Ben burun tıkanıklığından olan bir şey diye düşünürken aslında oluşan bir delikten çıkan ses olduğu ortaya çıktı.Doktor oraya benden alacağı dokuyu o deliğe koyacağını söyledi.
Neyse 16 Nisanda ameliyat oldum her şey iyiydi. Bir buçuk saat sürdü ameliyatım.Burnumun içine sert bir silikon yerleştirildi. Bir hafta boyunca o silikonlarla nefes almakta güçlük çekip buhran geçirip onları sökmemeye çalışarak delirdim diyebilirim.
Silikonlar alındı 1 hafta öyle zaman geçirdim.Pazar günü sabah kahvaltıdan sonra biraz burnumda ağrı hissettim ki aradan neredeyse iki hafta geçti böyle bir ağrı hissetmemiştim.. İçinde kalan ipler dolayısıyla kaşındırma yapıyordu hapşırmada oluyordu. Ama bilmiyorum nasıl oldu birden bir rahatsızlık hissettim bunumun ucuna avucumu götürdüm ip ve bir kemik şeklinde birşey düştü elime. Sonra ise sol burnumdan deli gibi kan boşaldı. Durdurmak mümkün değil. Doktoru aradık buz koyduk. Ağrım çoğaldı moralim sıfıra indi o düşen şeyi inceledim ve doku olduğunu anladım. Aynayla da baktığımda lanet olası o deliği tekrar gördüm. Başa döndük en başa.
Benim için çok çok şok olunacak bir şey bu. Esas şokuysa doktora gittiğimde yaşadım.
Doktor "asla ameliyat edemem delilik olur" dedi. Düşen parçanın da burnumdaki kıkırdaktan alınan bir parça olduğunu söyledi. Çok yıkıcıydı en yıkıcısı bu parçayı alıp gözümün önünde çöpe atması oldu.
En az üç ay bekleyeceğim. Bu benim için çok çok zor. O ses, üstelik kafamda sürekli ağrı vardı bir haftadır iyiydim ağrılarım kesilmişti ve sabah kalktığımda rahat uyanabiliyordum.
Üç ay sonra ameliyat olamam sanırım Temmuz ayında sıcaklarda ve o silikonlarla boğuşmak zor olur.
Ekim ayını beklemek gerekir sanırım.
Bir de araştırım hücre yenileyici vitaminlere bakacağım bakalım kapanma durumu olabilir mi? Bilgisi olan arkadaşlarım varsa ne olur bana mesaj atsın.
Bunu araştırma sebebim ikinci yerleştirdiği parçanın biraz kapattığını söyledi doktor. Kapanma durumu olabilir belki. Böyle zor bir durum işte ani depresyon yaşıyorum resmen...Beklemek en kötüsü sabırla beklemek...
Sorunumu bilmeyenler için hatırlatayım.Burun kemiğinin tam ortasında bir erime söz konusuydu ve bu erime yüzünden burnumum tam içinde bir delik oluşmuş. Tesadüf öğrendiğim bir şeydi.
Senelerce kronik sinüzitin yaptığı enfeksiyon yüzünden oluşmuştu. Ve bu rahatsızlık burnumda düdük şeklinde bir ses yapıyordu.Ben burun tıkanıklığından olan bir şey diye düşünürken aslında oluşan bir delikten çıkan ses olduğu ortaya çıktı.Doktor oraya benden alacağı dokuyu o deliğe koyacağını söyledi.
Neyse 16 Nisanda ameliyat oldum her şey iyiydi. Bir buçuk saat sürdü ameliyatım.Burnumun içine sert bir silikon yerleştirildi. Bir hafta boyunca o silikonlarla nefes almakta güçlük çekip buhran geçirip onları sökmemeye çalışarak delirdim diyebilirim.
Silikonlar alındı 1 hafta öyle zaman geçirdim.Pazar günü sabah kahvaltıdan sonra biraz burnumda ağrı hissettim ki aradan neredeyse iki hafta geçti böyle bir ağrı hissetmemiştim.. İçinde kalan ipler dolayısıyla kaşındırma yapıyordu hapşırmada oluyordu. Ama bilmiyorum nasıl oldu birden bir rahatsızlık hissettim bunumun ucuna avucumu götürdüm ip ve bir kemik şeklinde birşey düştü elime. Sonra ise sol burnumdan deli gibi kan boşaldı. Durdurmak mümkün değil. Doktoru aradık buz koyduk. Ağrım çoğaldı moralim sıfıra indi o düşen şeyi inceledim ve doku olduğunu anladım. Aynayla da baktığımda lanet olası o deliği tekrar gördüm. Başa döndük en başa.
Benim için çok çok şok olunacak bir şey bu. Esas şokuysa doktora gittiğimde yaşadım.
Doktor "asla ameliyat edemem delilik olur" dedi. Düşen parçanın da burnumdaki kıkırdaktan alınan bir parça olduğunu söyledi. Çok yıkıcıydı en yıkıcısı bu parçayı alıp gözümün önünde çöpe atması oldu.
En az üç ay bekleyeceğim. Bu benim için çok çok zor. O ses, üstelik kafamda sürekli ağrı vardı bir haftadır iyiydim ağrılarım kesilmişti ve sabah kalktığımda rahat uyanabiliyordum.
Üç ay sonra ameliyat olamam sanırım Temmuz ayında sıcaklarda ve o silikonlarla boğuşmak zor olur.
Ekim ayını beklemek gerekir sanırım.
Bir de araştırım hücre yenileyici vitaminlere bakacağım bakalım kapanma durumu olabilir mi? Bilgisi olan arkadaşlarım varsa ne olur bana mesaj atsın.
Bunu araştırma sebebim ikinci yerleştirdiği parçanın biraz kapattığını söyledi doktor. Kapanma durumu olabilir belki. Böyle zor bir durum işte ani depresyon yaşıyorum resmen...Beklemek en kötüsü sabırla beklemek...
19 Nisan 2012 Perşembe
GİTTİK GELDİK MAŞALLAH
Damarlarım görünmez her kan alan bu lafı söyler. Neyse odaya gittim kan alacak hemşire bilgilerimi aldı "daha önce ameliyat oldunuz mu" :p gibi bir soru sordu. Benim cevabımsa say say bitmedi iki defa epidürel anestezi, apandisit, safra kesesi!!
Sıra kan almaya geldi, önce sağ koluma, sonra sol koluma, olmadı elimin üzerine baktı . "Hıımm" dedi bende "biliyorum damar bulunmaz bende" dedim. "tamam siz rahat olun acıtmamaya çalışacağım" dedi bana göre " söz vermiyorum inşallah" demiş oldu işimiz var dedim kendi kendime.
Bıraktım kendimi önce İlk önce sol koluma iğneyi batırdı hiç kan gelmedi iğneyi derimin altında dolaştırdı durdu olmadı çıkardı. Sonra sağa koluma baktı Cuma günü kan almışlardı hala kolum mor olduğu için ona dokunmadı sağ elimin üstünde uğraştı bir süre oda olmadı bileğime yakın bir yere uğraştı oradan en sonunda bir damar yolu açtı. Benim artık başım dönmeye başlamıştı.Odaya çıktım sonuçların gelmesini odada beklemeye başladım .Saat öğleden sonra 14:30 gibi aldılar beni ameliyathaneye. Soğuk oluyor biliyorsunuz ameliyathane ben sinirden mi yok sa soğuktan mı titremeye başladım. Üstelik o saate kadar önceki geceden beri aç kalmıştım.
Ameliyathanenin orada bir karmaşıklık olmuş kendi aralarında hemşireler sıra koymaya çalışıyorlar, yok bu hastayı sen bayıltıcan, yok ben bayıltıcam, ben gelemem diğer hastayı bayılttım muhabbeti yaptılar bi beni gerdiler orada zaten iğne yüzünden gerildim. "Şimdi uyutuyoruz sizi iğneyi yapıyorum" dedi bir hemşire. Hele şükür dedim bitsin bu işkence bir an önce.
Rüya gördüm karmaşık şeyler bir hatırladığım şey var yalnız, bulutların üzerinde dolaşıyordum. Bildiğiniz bulut yahu.. Geziyordum bayağı.
Sonra gözlerimi açtım gerçeklerle karşılaştım.Burnumdan nefes alamama. Bir sersemlik. Odaya götürdüler doktorum geldi.
"Burnunuzda ne kemik ne kıkırdak hiç bir şey kalmamış dedi bunu fark edince şok oldum"dedi "kapamaya çalıştım çok küçük bir delik kalabilir oda ses yapmaz" dedi. Aman siz siz olun bu sinüzit denen hastalığı önemsememezliğe gelmeyim. Benim burnumun bu duruma gelmesinin nedeni basit bir sinüzit akıntısının enfeksiyona çevirip senelerdir bu şekilde yaşamam.
Üstelik uyandıktan sonra kollarıma baktım, ben uyuduktan sonra beş yerimden damar yolu bulmaya çalışmışlar. Herkesin bir damar yolu olur benim iki oldu maşallah.
O gece öyle salak saçma geçti. Ertesi gün eve geldim. o günden beri sıkıntıdayım. Burnumun içinde sert kenarları metal sert bir silikon var. Nefes almam çok güç.Normalde bu aparat 2 günde çıkartılıyormuş ama benimki zor bir durum olduğu için pazartesiye kadar kalacak. Bazen panik atak hastaları gibi sinir oluyorum evde deli danalar gibi dolanıyorum. Dün mesela tüm gün uyudum. Hiper aktif bir hatun olarak bir gün boyunca uyumak.... hiç bana göre değil yahu.
Bugün bunalıma girmek üzereyim..Sıkıldım gerçekten .. İnternet, kitap dergi beni sarmıyor.Tavanlara bakıyorum, bakıyorum değişik bir şey göremiyorum.
Allaha şükür iyiyim ya daha kötü hastalıklar var.
16 Nisan 2012 Pazartesi
AMELİYAT GÜNÜ..
AMELİYAT GÜNÜ SAAT 10 DA GİRİCEM DUA EDİN ARKADAŞLAR BİR HEYECAN HEYECAN İÇERİSİNDEYİM! 9 DA ORADA OLMAM LAZIM BEN BURADA YAZIYORUM...BLOG AŞKI MI DESEM DESTEK ARAMA TURLARIMI DESEM :P ÖPERİM..
12 Nisan 2012 Perşembe
KAÇTIM BEN!!
Nedir bilmem arkadaşlar koşuşturmadanmı desem, tembel dötünü yaymak mı desem ne desem bilmemedim, internete bile girmeye üşenmişlik varken bende zor yazı olur benden söylemesi.
E girmişken ortaya karışık heberler yapayım sizlere biraz.
Ameliyat olacaktım ya ben gün aldım,almasına da bir kere faranjit oldum ertelendi. Bir kaç hafta sonra kontrole gittim tekrar gün aldım bu sefer doktorun konferansınla çakıştı, bilmem kaçıncı kontrolümün sonucunda geçtiğimiz Salı kesin olacaktım fakat bu seferde grip oldum oyyyyyyy önce bana, sonra doktora fenalıklar geldi, bu önümüzdeki Cuma günü olan kontrolümü atlatabilirsem dostlar, Pazartesi günü saat 9 da ameliyat masasına iki seksen yatmış olacağım inşallah...
Bizim eve Bach gelmişti ya hah işte onun pianosuda geldi!! Ama kuyruklu değil digital piano. Konservatuarda okuyan bir beben olması nasıl maddii yıkıcı bir işmiş arkadaşlar. Koskoca okulda öğrenci hizmetine 2 yada 4 ile sınırlandırılan piano adetinin yanında birde üniversiteli ablalar sıraya girmiş liseli bebelere emir komuta zinciri böyle işler bebem deyip sıra mıra hak getire diyerek piano dersinden kalacağımızı öğrenmemiz sonucunda bir piano edindik en sonunda. Neden en sonunda?, piano dersine giren Melisa çatır çatır çaldığı derste aynı gün içinde üç parçayı bir derste atlamış ve sezon başından beri bir derste bir parçayı zor çıkarttığı için piano hocası "çok çalışmışsın Melisa" dedikten sonra "piano aldık hocam" diyen melisaya "EN SONUNDA" diye cevap vermiş bulunmaktadır! Ya alamasaydık ne olacaktı halimiz? Pianodan kaldınmı zaten geri derslere girme gereksiz deyiverirlerdi mazallah!!
Evdeki durumlar nedir diye sorarsanız "bir dargın bir barışık" "kedi köpek gibi" "bazende, sezsiz sakin" en gerçekçi benzetmeler olacaktır sanırım.
Hayat bu olacak böyle şeyler, herşey insanlar için. "Evren duyuyor beni" deyip
Kaçtım ben.....
Not: Ahanda bu yukarıdaki resim varya aynı ben!!! Buda bu gününüzün son ŞARKI sı olsun...
E girmişken ortaya karışık heberler yapayım sizlere biraz.
Ameliyat olacaktım ya ben gün aldım,almasına da bir kere faranjit oldum ertelendi. Bir kaç hafta sonra kontrole gittim tekrar gün aldım bu sefer doktorun konferansınla çakıştı, bilmem kaçıncı kontrolümün sonucunda geçtiğimiz Salı kesin olacaktım fakat bu seferde grip oldum oyyyyyyy önce bana, sonra doktora fenalıklar geldi, bu önümüzdeki Cuma günü olan kontrolümü atlatabilirsem dostlar, Pazartesi günü saat 9 da ameliyat masasına iki seksen yatmış olacağım inşallah...
Bizim eve Bach gelmişti ya hah işte onun pianosuda geldi!! Ama kuyruklu değil digital piano. Konservatuarda okuyan bir beben olması nasıl maddii yıkıcı bir işmiş arkadaşlar. Koskoca okulda öğrenci hizmetine 2 yada 4 ile sınırlandırılan piano adetinin yanında birde üniversiteli ablalar sıraya girmiş liseli bebelere emir komuta zinciri böyle işler bebem deyip sıra mıra hak getire diyerek piano dersinden kalacağımızı öğrenmemiz sonucunda bir piano edindik en sonunda. Neden en sonunda?, piano dersine giren Melisa çatır çatır çaldığı derste aynı gün içinde üç parçayı bir derste atlamış ve sezon başından beri bir derste bir parçayı zor çıkarttığı için piano hocası "çok çalışmışsın Melisa" dedikten sonra "piano aldık hocam" diyen melisaya "EN SONUNDA" diye cevap vermiş bulunmaktadır! Ya alamasaydık ne olacaktı halimiz? Pianodan kaldınmı zaten geri derslere girme gereksiz deyiverirlerdi mazallah!!
Evdeki durumlar nedir diye sorarsanız "bir dargın bir barışık" "kedi köpek gibi" "bazende, sezsiz sakin" en gerçekçi benzetmeler olacaktır sanırım.
Hayat bu olacak böyle şeyler, herşey insanlar için. "Evren duyuyor beni" deyip
Kaçtım ben.....
Not: Ahanda bu yukarıdaki resim varya aynı ben!!! Buda bu gününüzün son ŞARKI sı olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



