30 Aralık 2011 Cuma

YENİ YIL!!!!!!!!!!

Size çok canlı iç açıcı bir yazı yazmak isterdim şahsen..Ama hiç bir yılbaşına bu kadar mutsuz ve umutsuz girmemiştim. Hiç bir şey yolunda gitmiyor koca bir 365 gün geçti yine evdeyim çocuklarla mıç mıç kendime özel bir şey yapmadan bir 365 gün  geçti düşünün... Gelecek seneden çok umutlu değilim ...mutsuz sorunlu her günden nefret eder duruma geldim. Mesala kimseleri kıskanmazdım  daha önce yapabildiğim ama şimdi elde edemediğim ne varsa kıskanıyorum. Zayıf insanları, immüm hastalığı olmayan bir ilaç kullanmadan onca yaşına gelmiş insanları, her konuda çok iyi anlaşan çifleri, istediğini kolayca elde edebilen şanslı insanları.....
Neyse ne kötü durumda insanlar olduğunun düşünerek benim mutsuzluklarımın gereksiz olduğunu düşünerek avunuyorum...
Küçük keçimin ameliyatı çarşamba günü o günü düşünmekten de kendimi alamıyorum.Biraz buruk bir yılbaşı bu anlamdada....
Blogtan tüm tanıdığım, yazılarını takip ettiğim, etmediğim, blog gazetesindeki grubumun üyelerinin, herkesin YENİ YILININ önce sağlık sonra mutluluk getirmesini diliyorum.......

19 Aralık 2011 Pazartesi

YAŞAMIN KIYISINDA...KÖŞESİNDE......SONUNDA....

DAYIM
Ben perişan oldum ..İki gündür...Son bir kaç aydır yaşadıklarıma ben bile inanamıyorum. Cumartesi günü kızımın okul seminerinde tamda şarkı söylerlerken bir telefon geldi ki yüreğim yandı..
-Dayın dedi babam beyin damarlarında biri kan tam olarak ta anlamadım telefon edip öğrensen ...şok oldum hemen aradım
-Aort damarı yırtılmış şu an ameliyatta 4 saat sürer dediler.. Şok olduk ailecek hemen annemlere gittik ameliyattan çıkmasını beklemeye başladık. İnsanların yüreğine kor düştümü nasıl canı yanıyor bir kez daha anladım..Kalbim kafesten çıkmak isteyen bir kuş gibi pır pır çırpındı o  4-5 saati beklerken...
Hasta olduğun zaman doktoru yönlendirmeyeceksin. Nasıl mı? mesela hastaneye acile gitmen gerekiyor ağrın var nerede ağrın varsa onu söyleyeceksin mesela vücudum ağrıyor ama benim böbreğimde taş vardı dedin mi! yandın... Nitekim dayımda da öyle olmuş.Sabah vücudunda bir ağrıyla uyanmış.Yataktan kalkamamış yürüyememiş.eşinin babası gelmiş yakındaki özel hastaneye gitmişler bu arada ağrısı sırtında olmuş. Gittiğinde doktora ağrım var her yerim ağrıyor ama sırtımda daha çok benim böbreklerimde taş var demiş. Üroloji doktoru gelmiş kan tetkikleri istemiş muayene yapmış serum takmış, ağrı kesici yapmış. Ama bir şey bulamamış psikolojik bir şeyiniz yok gidebilirsiniz demiş.Dayım - benim ağrım durmuyor çok ağrım var demiş.Tekrar muayene etmiş doktor karın bölgesine yakın bir yerde eline yumurta büyüklüğünde bir sertlik gelmiş.Dahiliyeciyi çağırmışlar o gelmiş -bir ultrasonla bakalım demiş, bakmışlar ki Aort damarında yumurta büyüklüğüne yakın bir kan toplanması ve genişleyip daralıyor tıpkı açılıp kapanan bir kalp gibi. Doktor bunu görünce paniklemiş ve
-hemen kalp hastanesine sevk etmeliyiz Aort damarı yırtılmak üzere... Yakındaki yeni açılan kardiyoloji hastanesinin başhekimi aramış ulaşamamış. Ambulansla 5 dakikalık mesafede olan hastaneye sevk edilmiş ve hastanede artık damar yırtılmış... Acil ameliyata alınmış 5 saat sürdü ameliyat.. 5 saat... nasıl bir ne diyeceğimi bulamadım kelime olarak, bu doktorlar nasıl bir yapıya sahipler nasıl insanlar biz bir saat ayakta kalınca of puf yapıyoruz 5saat insan yaşatmaya onu hayatta tutmak  için sabır, dikkat, özveri....
Allah onlara sonsuz sabır ve güç versin...Ameliyattan çıktıktan sonra tabii başka bir sancılı bekleyiş başladı bizim için.
Hayata tutunacak mı aramıza dönecek mi? Sürekli kafam bu sorularla doluydu.. yoğun bakıma alındı ve solunum cihazına bağlandı..
Anneme dedim ki -anne neyi bekliyoruz? gidelim İstanbul a burada bir şey yapamadan oturarak kafayı yeriz..Hemen sabaha uçağa bindik, gittk hastane halkalıda hava alanına yakın bir hastane. Hastaneye elimizde annemin küçük bavulu danışmaya gittik kendimi köyden yeni geldim şehre gibi hissettim. Dayımı sorduk ama kimse hiç bir bilgi vermedi . Çaresiz dayımın eşini bekledik. Geldi danışmaya gidip sorduk, bir cevap yok gizli saklı onunla yoğun bakıma çıktık, ama kimseyi muhattab bulamadık. Bir kapı var ardında kimse yok doktorlar girip çıkıyor ama kimse bir şey demiyor.Yoğun bakımda yatan küçük kalp hastaları vardı anneleri süt vermek için bekliyorlardı onlara da çok üzüldüm.. Oraya koymuşlar bir telefon, içerisini aramak için ama ara çaldır çaldır cevap yok , en sonunda1 saat sonra akşama kadar devam edecek olan cümleyi duyduk.
 -hastanız solunum cihazına bağlı nefes alıp veriyor, kendi nefes alıp vermeye başladığı zaman yoğun bakımdan çıkar ...
- ne zaman çıkar?
-onun bir süresi yoktur bekleyeceğiz.
Ben çocuklar olduğu için akşam İzmir e geri döndüm tabii
Ve bu sabah haber geldi uyandı diye sevindik ama sevincimiz yarım kaldı hasta olduğunu kabul etmiyor, serumları koparıp gitmek istediğini söyleyip ayakta dolaşmaya çalışıyormuş yarası kanama yapmış kan veriyorlar ve kimse ikna edemiyor. Bazı organları tam olarak fonksiyonlarına başlamadığı için uyutamıyorlar. Önümüzdeki günlerde tekrar bir istanbul yapacağım ... Bu duruma gelmesinin en büyük nedeni, bir çok sigara içmesi iflas dolayısıyla borçlar altında ezilmesi....İkide bir arayıp onu strese sokan o avukatların ve o bankaların allah toptan cezasını versin beter olsunlar....

14 Aralık 2011 Çarşamba

DUYMUYORMUŞUZ ŞOKTAYIM...

Bugün hayatımın şimdiye kadar en büyük şokunu yaşadım. Dört yaşındaki kızımın rahatsızlıklarını biraz oturup kafamı yorduğumda kulak burun boğaz doktoruna götürmeye karar verdim dal merkezinden iyi bir doktor randevusu aldım.Gittik içeri girdik ne sorunu var dedi anlattık böyle böyle diye muayene etmeye başladı ilk önce boğazına baktı sonra kulağına ve burnuna ..
"Kulağında kir var ilk önce onu alalım size bir şey soracağım dedi. Kulağından bir kir çıkardı "aa o ne dedim.. Sonra "şimdi kameraya bakın" dedi kulağını kamera ile gösterdi ben   yine "aaa oda ne? dedim kulağında ciddi bir yara vardı. Esas enteresanı "çocuğunuz duymuyor siz farkında değilmisiniz?" dedi iştee o zaman şoka girdim. "Nasıl yani" demişim. "Nasıl bir duymamazlık işitme engelli olmaktanı mı bahsediyorsunuz? dedim.
Sonra açıklamasını yaptı biz farkında olmadan orta kulak iltihabı geçirmiş, zar yırtılmış ve orada bir yara oluşmuş. Östaki borusu görevini yapmıyormuş ve kulağının içi sıvı doluymuş. "Beş aylık bir hikaye olabilir" dedi ve Geniz eti ciddi büyükmüş, dahası  bademcikleri daha büyük.Ve sonuç olarak bademcikleri alınacak, geniz eti alınacak, 10 gün ilaç kullanacak eğer sıvıyı kurutabilirse kulağa bir şey yapılmayacak. Kurumazsa  kulakta  ameliyat olacak tüp takılacak. Ağzım bir karış açıkta eve geldim.
Tamam bunlar olur düzelir inşallah ama ben nasıl? onun duymadığını farkedemedim. İşitme testine girdiğimizde %40 kaybı olduğu ortaya çıktı iyimi? Aylardır çocuk kulağında Pamuk tıkalı gibi duyuyormuş. Bir de fısıltı testi yaptı doktor, ikinci şok bizim için, çeçim doktorun konuşmalarından bizim duyduklarımızı duymuyor ve kendi işine devam ediyordu.. Hay allahım ya ..O testlerde nasıl görevini tam yaptı anlatamam, doktorun kullandığı aletlere de tepki göstemedi sadece kan aldırma olyında sorun çıkardı.
Şimdi düşünüyorumda televizyona çok yaklaşıyordu ben onu görmesiyle ilgili olduğunu düşünüyordum şu hastalıkları atlatalım göz doktoruna götüreyim diye düşünüyordum, meğerse çocuk duymadığı için yaklaşıyormuş..Tabi bir doktorla kalmadım bugün bir hastanenin KBB doktoruna gittim aynı şeyleri söyledi... Kan alındı testler yine aynı konular. Şimdi küçük çeçimle aramızdaki konulara konuşmalara daha dikkat ediyorum. Tabi ki şaşırıyorum çocuk duymuyormuş yahuuu ve bizi idare ediyormuş...
Allahıma şükür daha kötü hastalıklar var buna da şükür diyorum.... İlaçlar bitsin tekrar doktora...bakalım sonrası ne olacak?

11 Aralık 2011 Pazar

TRAKTÖR EN İYİ OTOMOBİLİM BENİM...


Bugün NTV de Yeni çıkan otomobillerin tanıtımı yapılan bir programı seyrettim tanıttığı otomobilde Range Rower Eveoque bing bing bu aracında tanıtıma ihtiyacı varmı? oda düşünülür.. Fakat araç özelliklerini anlattıklarında oha bildiğin kendi kendine giden SUV diyorsun. Mesela direksiyonu elektrikli, bu ne anlama geliyor, aracın tork,beygir gücünü ve yakıt sarfiyatını düşürüyor. Mesela vites yok dırınının bir düğmeye basıyorsun vites çıkıyor ama bildiğin radyo çevirme düğmesi. Üzerinde gördüğünüz vites numaralarının üzerine basıyorsunuz dokunarak tabiii, o vitese geçebiliyor bu özellik triptronik kullanmak istediğinizde....
Vitese bakınız....
Hele ki bir tam araç boyu cam tavanı varkiiii....Açılı ve ciddi dik eğilimli yol sürüşünde bir düğmeye basıyorsunuz açısını ve inmesi gereken hızı kendi ayarlıyor bu durumdayken ayağınızı gaz ve frenden çekiyorsunuz o kendisi hallediyor..Size sadece direksiyon kalıyor Gerçi bu sistem son zamanlardaki bir çok modelde kullanıldı. Mesela Bmw.. Ama fiyatıda güzel 180 binTL den başlıyor....Amaan ne bilim zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış..Konu yapayım dedim aslında  otomobil hastasıyımdır az da anlarım.,
Hep kendimizi hastalıklarımızı mı? yazacağız, birazda böyle konulara dalayım dedim.Geçen ay ben Cruze aldım iyidir LT plus seviyorum onu ya.... Otomobilime bindiğim zaman seviyorum onu nasılsın kızım diyorum.Ses gelmiyor.. :p  Kızım dediysem siyah renk asi, beyaz moda ya bu günlerde hiç sevmiyorum beyaz rengi, ne o öyle dondurma gibi..
Kardeşim profesyonel offroad ralli yarışlarında yarışırken  Co pilotluğunu (yardımcı pilot otomobil yarışlarında işin yarısını yapanlardır. haritayı okur, mesafeleri söyler, geçişlerde durum bildirir, sürücünün sadece tola odaklanmasını sağlar.Trafiğe açık yarışlarda, iyi bir yardımcı pilot büyük fayda sağlar, aynalara bakarak vakit kaybetmenizi önler.) yapmışlığım vardır.
Hattaa nasıl otomobil kullanmayı öğrendiğimi anlatayım size. Babam hep derdi ki?  "18 inde alacağız sana ehliyeti" Yazlıktayız. Bahara yakın bir zaman kimsecikler yok her hafta sonu gideriz. Yeni otomobil aldık dizel Opel Record bal köpüğü.Aman ne değişik bir renk o zamanlar için hep kırmızı, lacivert, siyah tercih ediliyor. Mütahitlik yapıyor o zamanlar babam "ben inşaatlara bakmaya gideyim bir saat sonra geleceğim, sana otomobil kullanmasını öğreteceğim" dedi havalara uçtum otomobil kullanmak hele o bal köpüğüüüüü, yepyeni gıcır otomobili kullanmak, özgürlük benim için seviyorum özgürlüğü ya, zannediyorum ki, filmlerdeki gibi bir otomobile atlayıp gideceğim hemen özgür olmak öyle bişey işte ...Neyse bir saat geçti dışarıdan bir bip bip korna sesi geldi ama bizim aldığımız bu yeni otomobilin korna sesi değil. Fırladım dışarı Babam traktörün tepesinde "atla" dedi bi durdum şöyle baktım hemen "annneeeeee babam traktörle geldiiiii" diye şikayetmi? habermi? bilmiyorum artık anneme seslendim. Annem geldi "bu ne Hüseyin" diye bağırdı babama, eline kurulama bezini sıkıştırmış, beline de koymuş. "otomobil kullanmasını öğreteceğim yaa çocuğa " "bununla mı öğreteceksin? bizim hiç düzgün normal bir yaşantımız olmayacak mı herkes böylemi öğreniyor traktörle ha söyle??"  "ya Sabriye şimdi yepyeni gıcır gıcır otomobille nasıl öğreteyim? çarpacak bir yere sonra aylarca parça bekleyeceğiz bununla öğrensin işte daha iyi korkmadan öğrenir çarpsın oradan oraya bunu" "iyi elalemin duvarlarına tostlasın da gör sen!!! yaptırırsın o zaman!!" "o kolay ya önemli değil tostlasın" ya şimdi düşünüyorumda ne komik bir manzara nasıl olsa inşaat var yaptırılır ama otomobili çarptın mı aylarca yedek parça bekle mantıklı...Neyse bindim ben traktöre garç garç 1. vites, şu bu derken iyice kullanmayı öğrendiiim ama buda bir hoşuma gitti, hususi iş çıkartmaya başladım kendime. İnşaatlara gider ordan traktörü kaçırır ya gezerdim, anneme gider ekmek o bu almaya kasabaya inerdim, yada kasabadan malzeme alırdım işçilere onu bırakırdım.  O yaz amele yanığını çok ciddi yaşadım. Deniz kenarında mayoyla hayli bir komik duruyordu yanıklarım. Ama iyi oldu iyi bir otomobil kullanıcısı oldum o trafikte gördüğümüz direksiyona yapışıp ürkek ürkek otomobil kullanan hatunlardan olmadım asla...Hatta itiraf ediyorum trafiği karıştırıp direksiyona yapışmış şekilde kullanan o hatunlardan bir ikisini trafikten dışarı itmişliğimde vardır ....Üzgünüm itiraf işte...



e

7 Aralık 2011 Çarşamba

BİZİM EVDE ....... YOK!!!!!!!!!!!!! :)

Bu hafta biraz kabus oldu bizim ailede arkadaşlar.
Çarşamba günü akşamı kardeşim aradı" babamın tahlilleri çıktı bugün, anormallik varmış Doktor"karaciğer .......  olabilir" demiş. bu nokta nokta koyduğum kötü bir hastalık ismi var, onun adını " evrende söylediğimiz her kelime geri döner " mantığıyla, SÖYLEMİYORUM ve adını  KEVSER olarak değiştiriyorum. Ben hemen bi panik oldum. Hemen annemleri aradım, babamla konuştum.Kan değerlerinin çok değişik olduğunu söyledi. Ben "öyle bir şey olamaz diye itiraz ettim" sanki doktormuşum gibi. "Bir kere her ay kan değerlerine bakılıyor" dedim. Orada bir ışık yandı kafamda yaklaşık 1 ay önce babam bir diyetisyene gitti ve kilo vermek için uğraş veriyor. Hiç duydunuz mu? bilmiyorum Bete HCG ile zayıflama diyorlar buna..Adı batasıca zayıflama. Diyetisyen doktoru dediğimiz zati muhterem şahıs, Babama termos içinde her gün vurulması için haftalık iğneler vermiş. Aklıma ilk bunlar geldi."Sana vurulman için verdiği iğnelerin içeriği neydi" dedim babama." Bilmiyorum" dedi. Hemen internete girip bir araştırma yaptım ki ne göreyim adamın verdiği iğneler hormon ilacıymış.Peki içeriği ne? biliyormusunuz? Hamile hanımların doğal ürettiği bir hormon..
Anlatırken sıkılıyorum uzatmak istemiyorum. Sonuç olarak babamın memelerinde kist oluştu süt üretemediğindendir muhtemel!!!!!
Değerlerinin yüksek olması son zamanların moda kevseri kolon dan mı ileri geliyor acaba? sorusunu garip lavman ilaçları ve bağırsakların çekimiyle son buldu. Şükür orada da bir şey yoktu son olarak karaciğer ve akciğer çekimi de yapıldı allaha şükür bir şeyi yoktu babacığımın. Babamı sonuçlara kadar moralini yüksek tutmak gerçekten en zoruydu..Ama başından beri babama söylediğim o hormon ilaçları senin dengeni alt üst etmiştir. Hormon iğneleri karaciğer fonksiyonlarını bozmuştur demiştim dediğim gibi çıktı ALLAH a şükür. Sonuçları alınca telefon edip neşeli bir sesler "Bende kevser yok!!! bu evde kevser yok diye bağırdı" canım yaa... Bu süreç zarfında ya öyleyse? lerle yaşadım ne yaparız? ları düşündüm. Zor bir süreç falan diye planlar yaptım aklıma türlü türlü şeyler geldi yorganın altına girdim ağladım, ağladım....Neyse kazasıs atlatıldı..

Gelelim ikinci hasta, Melisaya. Bademcikleri şişti 3 gün evde yattı. 3 numarayı ben kaptım. Ondan bana geçti benim kulaklarım, bademciklerim kopup dışarıda sallanıyor zannettim o derece yani...
Daha düzelemedim derken cumartesiyi pazara bağlayan gece küçük çeçi hasta oldu bu sefer ateşlendi, ağzında bir köpük oluştu ve kustu. Gecenin bir yarısı ege üniversitesine gittik. Uykulu, bir gözü kapalı zoraki konuşan asistan insan doktora anlattık durumumuzu başka bir bayan doktor geldi.Baktı kontrol etti ve dediki sinüzitten dolayı köpük olmuş boğazında ondan kusmuş. O kadar çok doktora gittim ki artık reçetelerini bile okuyup hastalıklarla ilgili tahmin yapabiliyorum,  baktım baktım reçeteye, dedim ki antibiyotik mi içecek? dedim dediki yok burun spreyi verdim o kurutur.
İyi dedim ya sen bilirsin dohtur sensin...Kıytırık benim evde verebileceğim ilaçları verdi ve antibiyotik vermedi doktor, antibiyotik vermiyorlarmış zaten sağlık bakanlığından yazıyla uyarı var hastalık  tekrarlayınca veriyorlarmış. 3 gündür evde mıç mıç yaşıyoruz. Yarın götüreceğim okula. Bu kadar kaynaşmak yeterli..Böyle işt yazamayışım bundandır...Siz nasılsınız iyimisiniz blog alemi? Herkesi okuyorum bir kere kaçırmıyorum söyleyeyim...