28 Ekim 2011 Cuma

CUMHURİYETİMİZİN 88 YILI KUTLU OLSUN!!!




CUMHURİYET'İN İLANI
   Lozan'n kabulü ve barışın sağlanması ile geride Türk Devleti'nin siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.'nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız - şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. Padişah'ın işgal ettiği Saltanat - Hilafet makamı yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik sistemdi. 1300 yılından beri de Osman oğullarından başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve Padişah'ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak Padişah'tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de B.M.M.'nde somutlaşmıştı. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu.

    Kurtuluş Savaşı ulusal bağımsızlık yanında ulus egemenliğini de açık bir biçimde ortaya koyduğu için Padişah daha başından beri milliyetçilerin amansız düşmanı kesilmişti. M. Kemal Paşa Padişah'ın ihanetini bildiği halde, henüz zamanı olmadığı için Padişah'ı hedef almadı. Genç subaylık yıllarından beri inandığı ve Erzurum'da Mazhar Müfit'e not ettirdiği "Cumhuriyet" inancını "Ulusal bir sır" olarak sakladı. Kurtuluş Savaşı içinde "Cumhuriyetçi" bir düşünceyi ortaya atmak, iç parçalanmaya yol açacağı için bu yola gitmedi. Hatta Sivas Kongresi sırasında "Cumhuriyet" ilan edelim önerilerini ret etmişti. Fakat Kurtuluş Savaşı'nın Başkomutanı, Türk Ulusu'nun kurtarıcısı M. Kemal, Türkiye'nin siyasal yapısını değiştirmenin ilk adımını Saltanat'ın kaldırılmasını sağlamakla attı. Saltanat'ın kaldırılışına en yakın arkadaşları bile karşı çıkmışlardı. Meclis'te tutucu kanat direndiyse de, M. Kemal Paşa'nın kararlı ve sert tutumu sonucu Saltanat'ın kaldırılışı sağlandı. Fakat onun bu sert tutumu endişe doğurdu. Bunun bir başlangıç olduğunu görenler çeşitli yöntemlerle M. Kemal Paşa'yı engellemeye çalıştılar.

    2 Aralık 1922'de Meclis'e muhalif grup tarafından bir öneri verildi. "İntihab-ı Mebusan Kanunu"nda değişiklik yapılmasını isteyen önergede "Büyük Millet Meclisi'ne üye seçilmek için Türkiye'nin bugünkü sınırları içindeki yerler halkından olmak ve seçim çevresine yeni gelenlerin ise en az beş yıl oturmuş olmaları" gerektiği kanun hükmü haline getirilmek isteniyordu. M. Kemal Paşa'yı milletvekili seçilmekten yoksun bırakmak isteyen bu önerge üzerine söz alan M. Kemal Paşa, doğum yerinin Türkiye'nin sınırları dışında kaldığını ve bir yerde beş yıl oturmadığını belirttikten sonra, düşmanlara karşı savaştığını, vatanı kurtarmak için hiç bir yerde beş yıl oturamadığını hatırlatıp, ulusun sevgisiNi kazanmış bir insan olmasına rağmen kendisini yurttaşlık haklarından yoksun bırakmak isteyen bu kimselerin bu yetkiyi kimden aldıklarını sordu. Önerge ret edildi.

   Mustafa Kemal'in kamuoyu yoklaması yapmak üzere 14 Ocak 1923'de Batı Anadolu'da bir geziye çıkmasını fırsat bilen muhalif grup, O'nun Ankara'dan ayrıldığının ertesi günü "Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi" başlıklı bir broşür yayınladılar. Broşürün önceden hazırlanmış olduğu ve M. Kemal'in Ankara'dan ayrılmasını fırsat bilerek dağıtıldığı anlaşılıyordu. Broşürün ana fikri, islam kamuoyunun son gelişmelerden (Saltanatın Kaldırılışı) büyük ızdırap içinde bulunduğu, Hilafet'in hükümet demek olduğu ve Hilafet'in hukuk ve görevlerini yok etmenin hiç kimsenin, hiç bir meclisin elinde olmadığı esaslarına dayanıyor, "Halife Meclisin, Meclis Halife'nindir." sözleriyle bitiriyordu. Yürütme yetkisinin Halife'ye verilmesini ve Meclis'in aldığı kararların ve kanunların Halife'yi bağlamayacağı, dolayısıyla Meclis'in çıkardığı Saltanat ve Hilafet ile ilgili yasaların meşru olmadığı görüşü savunuluyordu. Bu bildiri, M. Kemal'e ve O'nun gerçekleştirmek istediği devrime bir tepki idi.

   İzmit'e gelen M. Kemal, din ve hilafet konusunda yaptığı açıklamada "Türkiye Büyük Millet Meclisi Halife'nin değildir ve olamaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız Ulusundur." dedi. T.B.M.M.nin büyük programının tam bağımsızlık, kayıtsız şartsız ulusal egemenlik esaslarına dayandığını, teokratik devlet biçiminin ve buna bağlı bütün toplumsal düzenin ve çıkarların yıkılacağını belirtti. 16 Ocak'ta yaptığı toplantıda, Hilafet'in dinle ilgisi olmadığını, siyasi bir mevki olduğunu, idare-i maslahatçılıkla devrim yapılamayacağını belirttikten sonra "Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafamızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız devrim ve ilerleme bir an bile durmayacaktır" diyerek gericilere gerekli yanıtı verdi. Basınla iyi ilişki kurmak istediği için İzmit'te yaptığı basın toplantısında, "Devrim" yapılacağını açıklarken, Meclis'te birliğin sağlanması için "Müdafaa-ı Hukuk Gurubu"nun gerekli olduğunu bunun dışındaki grupların yararlı olmadığını belirtti ve İttihatçılardan ülke yararı için politikaya karışmamalarını istedi. Bu sırada Annesi Zübeyde Hanım'ın ölüm haberi geldi. İzmir'de annesinin mezarı başında devrimci inancını "Ulusal hakimiyet uğrunda canımı vermek benim için bir vicdan ve namus borcu olsun" sözleriyle bir kez daha yineledi. Bu sırada Lozan'ın ilk görüşmeleri kesildiği için İsmet Paşa ile Ankara'ya döndü. Meclis'te gizli oturumlar çok sert geçti. Trabzon mebusu Şükrü Bey'in Topal Osman tarafından öldürülüşü, M. Kemal'e saldırılara yol açtı. M. Kemal'i kendilerine büyük engel gören, tutucu, gerici, ittihatçılar, çıkarcı gruplar, O'na karşı muhalefette birleşiyorlardı. Yakın arkadaşlarından Rauf Bey, Kazım Kara bekir, Refet Bele, Ali Fuat Paşa'lar da yavaş, yavaş yanından ayrılıp, Hilafetçilere kuvvet veriyorlardı. Saltanatı geri getirmek isteyen gericilerin çalışmaları karşısında arkadaşlarının kendisini yalnız bıraktığını gören M. Kemal, 20 Mart 1923'te Konya'da yaptığı bir konuşmada Türkiye'yi Ortaçağ karanlığına çekmek isteyen gericilere karşı tutumunu açıkça şu sözleriyle belirtti: "Eğer onlara karşı benim şahsımda bir şey anlamak isterseniz, derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, yalnız benim amacıma değil, o adım benim ulusumun hayatıyla ilgili, o adım benim ulusumun hayatına karşı bir kasıt, o adım ulusumun kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı fikirde olan arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adımları atanları tepelemektir... Sizlere bunun da üstünde bir söz söyleyeyim. Örneğin eğer bunu sağlayacak kanunlar olmasa, bunu sağlayacak meclis olmasa, öyle olumsuz adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam; yine tepeler ve yine öldürürüm."

    Cumhuriyet'e doğru gidiş bu kararlı sözlerle açıkça görülüyordu. M. Kemal Paşa, 8 Nisan 1923'de dokuz ilkede görüşlerini toplatarak, programını belirlerken, siyasi biçimlenmeyi de hazırladı.
Savaş zamanının T.B.M.M.'nin görevi son bulmuştu. Bu sebeple Meclis kendini dağıtıp, seçime gitme kararı aldı. M. Kemal, dağılmadan önce Meclisten 15 Nisan'da, Saltanatı geri getirmeye çalışanları vatan haini kabul eden bir kanun değişikliği ile "Hıyanet-i Vataniye Kanunu"na, ileride gerekirse yine İstiklal Mahkemeleri kurma fırsatını veren bir ek getirdi.

   Yeni kurulacak Meclis'te kuvvetli bir kadro oluşturmayı ve böylece Cumhuriyet'i ilan etmeyi düşünen M. Kemal'in bu çalışmaları yakın arkadaşlarının kendisinden uzaklaşmasını hızlandırdı. Rauf Bey ve arkadaşları, M. Kemal'in partiler üstü kalmasını, politikaya karışmamasını, önererek, O'nu pasif duruma getirmek istiyorlardı. Rauf Bey'in İsmet Paşa ile aralarının açılması da bu ayrılığın başka bir yönü idi. Lozan'dan dönen İsmet Paşa'yı karşılamak istemeyen Rauf Bey Başbakanlık'tan bile istifa etti.
İkinci Meclis, toplandıktan sonra Lozan'ı onayladı. Artık sorun Türkiye'nin rejiminin belirlenmesiydi. M. Kemal 22 Eylül 1923'de "Neue Treie Presse" adlı bir Viyana gazetesi muhabiriyle yaptığı görüşmede, 23 Nisan 1920'de kurulan sistemin Cumhuriyet olduğunu fakat adının açıklanamadığını belirtip, yapılacak işin yalnızca isim koymak olduğunu söyledi.

   Yeni devletin başkentinin neresi olacağı da bir sorundu. Ankara 1920'den beri bu işi yapıyordu. Merkezi ve güvenli durumu ortada idi. Meclis'te uzun tartışmalardan sonra 13 Ekim'de Ankara başkent olarak oy çokluğu ile kabul edildi. Cumhuriyet'in ilanına bir adım daha yaklaşılmıştı.
M. Kemal'e Cumhuriyet'in ilanına fırsat veren bir hükümet buhranı oldu. Başbakan Fethi Okyar Bey'e karşı Meclis'te muhalefet oluşması üzerine M. Kemal, "Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili Fevzi Paşa"nın dışında kabinenin istifasına karar verdi ve 27 Ekim'de uygulandı. Mevcut sisteme göre her bakan Meclis tarafından tek tek seçiliyordu. İstifa eden bakanlar yeniden seçilirlerse, görev kabul etmeyeceklerdi. Bu sırada Rauf Bey, Kazım Kara bekir, Ali Fuat, Refet Paşalar İstanbul'da bulunuyorlar ve temasları, Halife'ye yakınlık gösterileri oluyordu. Ankara'da' ise kabine kurulamıyordu. Bu gelişmeler üzerine "Cumhuriyet İlanı" ile işi kökünden çözmeye karar veren M. Kemal 28 Ekim gecesi Çankaya'da İsmet Paşa ve bazı kimseleri toplantıya çağırdı ve "Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz." diyerek kararını açıkladı. Misafirlerin ayrılmasından sonra İsmet Paşa'yı alıkoydu ve birlikte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda gerekli değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar. Ertesi gün saat 10'da Parti grubunda yapılan toplantıda, M. Kemal Paşa Genel Başkan olarak Hükümet buhranının mevcut sistemden kaynaklandığını, bunun çözümünün istikrarlı bir sistemde olduğunu belirttikten sonra değişiklik önergesini okuttu:
* Türkiye Devleti'nin Hükümet şekli Cumhuriyettir
* Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur
* Türkiye Devleti, Hükümetin inkısam ettiği idare şubelerini İcra Vekilleri (Bakanlar Kurulu)
vasıtasıyla idare eder.

    Bu önerge Parti toplantısında tartışıldı Büyük Millet Meclisi'nin aynı akşam (29 Ekim 1923) saat 18:45'de yaptığı toplantıdan sonra 20.30'da "YAŞASIN CUMHURİYET" sesleri arasında Cumhuriyet ilan olundu ve yeni Türk Devleti'nin adı kondu. "TÜRKİYE CUMHURİYETİ". Hemen arkasından da Türk Ulusu'nun kurtarıcısı Gazi M.Kemal oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçildi. Kürsüye gelen Cumhurbaşkanı M. Kemal, kendisini Cumhurbaşkanı seçen Meclis'e teşekkür ettikten sonra "Son yıllarda Ulusumuzun fiili olarak gösterdiği kabiliyet ve istidat, kendi hakkında kötü düşüncede bulunanların ne kadar tedkikten uzak görünüşe önem veren insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Ulusumuz kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir... Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır." sözleriyle konuşmasını tamamladı. M. Kemal Cumhurbaşkanı seçildiğinde henüz 42 yaşındaydı. Cumhuriyetin ilk Başbakanı İsmet Paşa oldu.

    19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan yeni ve bağımsız, bir Türk Devleti kurmak savaşı dış ve iç düşmanlara karşı başarıyla sonuçlanarak Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Kurtuluş Savaşı'nın inanç ve başarısı nasıl Atatürk'ün eseri idiyse, Cumhuriyet de yine O'nun eseri idi. İleriki yıllarda bunu şu sözleriyle belirtti. "Benim en büyük eserim Türkiye Cumhuriyeti'dir."

SONUÇ
   Bir zamanların muhteşem Osmanlı İmparatorluğu, gerek iç gerekse dış etkenlerin sonucunda 18. y.y.'dan itibaren hızlı bir çöküntüye girdi. Kapitülasyonlar sebebiyle Avrupa devletlerinin açık pazarı durumuna geldi. Rusya ve Avusturya'nın devamlı saldırıları sonunda savaşları kaybederken, önemli topraklarını elden çıkardı. İmparatorluğun bu çöküntüsünü gören Padişahlar, İmparatorluğu kurtarmak için ıslahat önlemlerine başladılar. Fakat yalnızca askeri olan bu önlemler etkili olamadı. III. Selim'in başlattığı Nizam-ı Cedit ise 1807'de gerici bir ayaklanma ile son buldu.

    19. y.y.'da çöküntü büyük hızla sürerken, Fransız Devrimi'nin ortaya koyduğu ulusal bağımsızlık ve egemenlik akımları, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'da yaşayan Hristiyan azınlıklarını etkiledi ve bağımsızlık isteklerini kamçıladı. Sırp, Yunan ve hatta Mısır ayaklanmaları İmparatorluğun iç bünyesini sarstı ve bunlar giderek bağımsızlık veya özerklik kazandılar. Bu yüz yılda Rus tehlikesi karşısında İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğünü koruma politikası izlediler. Kırım Savaşı'nda bu politika sonucu Rusya'ya savaş bile açtılar. 1838 ticaret anlaşması ile imparatorluk ekonomik bakımdan batının eline geçerken, 1854'den sonra başlayan dış borçlanma ile, 1881'de mali iflasa ve batının mali denetimine girdi. II. Mahmut Islahatı ve Tanzimat da İmparatorluğun kurtuluşu için çözüm olmadı. Genç Osmanlılar'ın çalışmaları 1876'da Kanun-u Esasi'nin ilanını hazırladı. Birinci Meşrutiyet yaşama fırsatı bulamadan 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı bu dönemin sonunu hazırlarken, Abdülhamid'in "İstibdat"ı başladı. Bu tarihten sonra İngiltere de koruyucu politikasını terk etti. Ermeni konusu da ilk kez gündeme geldi. Osmanlı İmparatorluğu bundan sonra Almanya'ya yanaştı. Alman siyasi, askeri ilişkisi, Alman ekonomik ihtiraslarını da getirdi. Bağdat Demir yolu projesi bunu simgeledi.

    20. y.y.'a girilirken Abdülhamid'e karşı başlayan Genç Türk hareketi gittikçe kuvvetlendi ve 1908'de II. Meşrutiyeti getirdi. Fakat 31 Mart gerici ayaklanması ile 1909'da iç buhran yaşandı. II. Meşrutiyet de İmparatorluğu kurtaramadı. Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük akımlarının çatıştığı bu dönem, içte buhranlar, anarşi yaratırken, dışta da Trablus ve Balkan Savaşları'nda büyük yenilgi ve tüm Makedonya'nın kaybı ile sonuçlandı. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı'na Almanya yanında giren İmparatorluğun kaderi de çizilmiş oldu. Bu savaştan çok ağır kayıplarla yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu Mondros Ateşkesi ile kayıtsız şartsız teslim oldu.

    Yüz yıldan beri süren Doğu Sorununun çözümü, Avrupa'nın Hasta Adamının mirasının paylaşılması ile Türk Ulusu'nun dünya siyasi tarihindeki varlığı ortadan kaldırılmak isteniyordu. Savaş içinde gizli anlaşmalarla, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşılmasını kararlaştırmışlardı. Fakat Rusya'da devrim çıkınca anlaşmalar önemini yitirdi. Türk Ulusu'nun hakkında karar verecek en büyük kuvvet İngiltere idi. İngiltere Batı Anadolu'yu Yunanistan'a veriyor, Doğuda bir Ermenistan ve Kürdistan kurmak istiyor, Türk yurdunun geri kalan yerlerini de Fransa ve İtalya ile paylaşıyordu. Ülkenin yağmalanmasına boyun eğen Padişah ve Hükümet, kurtuluşu İngiliz himayesinde görüyorlardı. Halk ve aydınlar çaresizlik içinde, çoğunluk kadere boyun eğmiş görünüyordu. Kurtuluş çareleri arayanlar Padişah - Halifesiz bir çare düşünemiyordu. Kurtuluşu Amerikan mandasında görenler veya yörelerinin kurtuluşunu sağlamak için çalışanlar vardı.

    Birinci Dünya Savaşı'nın sonundaki perişan ve çaresiz durumda, bir tek insan, M. Kemal topyekun kurtuluş ve tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak düşüncesiyle Samsun'a geldi. O'nun yola çıktığı sırada ise Yunanlılar İzmir'i işgal ediyorlardı. Padişah ve Hükümet ise İzmir'i Yunanlılara veren İngilizlerin hala körü körüne her isteğine boyun eğiyorlardı. Düşmanla iş birliği yapan Padişah ve İstanbul Hükümeti'nin bu tutumları karşısında M. Kemal, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik savaşının esaslarını Amasya'da ulusu ve orduyu Padişah - Halifeye karşı ayaklandırmak şeklinde belirledi. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde de bu esaslar içinde yeni bir Türk Devleti'nin kuruluşunun ulusal bilinçlenme, idari, siyasi örgütlenmesini de gerçekleştirdi. Misak-ı Milli ile bu esaslar İstanbul'da bir kez daha ortaya konunca İngilizler, İstanbul'u işgal ettiler. Bundan yılmayan M. Kemal, Ankara'da ulusun meşru iradesinin eseri olan ulusal egemenlik prensibini B.M.M. ile ortaya koydu. Fakat bütün bunların gerçekleşmesi çok büyük güçlükler ve olanaksızlıklar içinde yapılıyordu. Bir yandan İtilaf Devletleri ve Yunan saldırısı ve baskıları bir yandan Padişah ve İstanbul Hükümeti'nin M. Kemal ve B.M.M.'ni gayri meşru ilan etmesi, Türk Ulusu'nu olumsuz yönde etkiledi. Türk Ulusu, yüzlerce yıldan beri dini ve geleneksel iktidar kabul edilen Padişah - Halife ile bu değerleri yıkan ve yerine ulusal, egemenlik değerleriyle ulusu bir araya toplamak isteyen M. Kemal hareketi arasında bir süre bocaladı. Yer yer B.M.M.'nin otoritesine karşı ayaklanmalar çıktı.

    Doğu Anadolu'da Ermenilere, Güneyde Fransızlara karşı savaşıldı. Batıda Yunan Taarruzu ve iç ayaklanmalara karşı Kuva-yı Milliye ile çözüm bulan B.M.M. daha sonra düzenli ordu kurar. I. ve II. İnönü Savaşları ile ilk askeri başarılarını sağladı. Diğer yandan dış ilişkilerde Sovyetler Birliği ile Moskova Antlaşması'nı imzaladı. Sakarya Meydan Savaşı'nda Yunan Ordusu'nu yendi. Fransa ile de anlaşan Türkiye İtilaf blokunu da parçaladı. 26 Ağustos 1922'de başlayan ve 9 Eylül'de İzmir'de Yunan Ordusu'nun denize dökülmesi ile son bulan Büyük Taarruz, Türkiye gerçeğini ve Türk Ulusu'nun yenilmez azmini bütün dünyaya kanıtladı. Askeri başarısını Mudanya Ateşkesi ve Lozan Antlaşması ile de onaylattı. Emperyalizme karşı yapılan bağımsızlık savaşını kazanan, "Türk Mucizesi"ni yaratan Türkiye'nin bu başarısı bütün Mazlum Uluslara örnek oldu.

    M. Kemal Kurtuluş Savaşı'nın bittiği yerde; Türkiye'nin çağdaşlaşma savaşını başlattı. 1 Kasım 1922'de Saltanat'ın kaldırılışı ve 29 Ekim 1923'de Cumhuriyet'in İlanı ile Türkiye yeni devlet sistemini Fransız Devrimi ile ortaya konan insan haklarına dayanan "Ulusal ve Laik Devlet"i gerçekleştirmiş oldu. Ancak, çağdaş devlet ve ülke olma mücadelesi için Türk Devrimi'nin başarılması için Cumhuriyet döneminde Atatürk 'ün yeni mücadele vermesi gerekiyordu.
Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, Ege Ün. Basımevi, 1986, ss. 359-366
KUTLANACAK MI?  KUTLANMAYACAK MI? BİR SÜRÜ KONUŞMA, HARARETLİ TARTIŞMALAR VAR. İNTERNET DÜNYASI KOPMUŞ GİTMİŞ. 
ONU BUNU BİLMEM AMA BEN KUTLAYACAĞIM YARIN İZMİR DE ALSANCAK TA İZMİRLİLER TOPLANIYOR!!!!! MUHAKKAK HABERLERDE GÖRÜRSÜNÜZ :)

DEPREM2

17 ağustos için deprem ile ilgili bir iki şey yazmışım. Sayfamın İstatistiklerine girip baktığımda geçen haftadan beri çok fazla bu yazıya giren olduğunu görünce  yazdığım yazıyı hatırlamak için bir  okuyayım dedim bakın ne yazmışım o yazıda ilginç...... Yalnız son cümlelere dikkat!! 
"Korkuyorum ...Böyle tekrar edecek görüntülerden..."

26 Ekim 2011 Çarşamba

ÇADIRIMIZ DEPREM BÖLGESİNE GİDİYORR!!!

Vahim deprem bölgesinde olanları Televizyondan seyrediyorum, herkes gibi ... Her seyrettiğimde orada olmak istiyorum. Orada olduğumu  hayal ediyorum oradan oraya koşturduğumu, çocukları bir araya toplayıp onlarla ilgilendiğimi düşünüyorum yada hayal kuruyorum diyelim. Tabiki gitmek zor ama bir şeyler yapabilirim dedim  Küçük çeçimi kreşe bıraktıktan sonra Karşıyaka çarşısında yardım toplandığını gördüm. Eve geldim evden temiz giyilebilecek kışlık kıyafetleri ayırdım çeçimi kreşe almaya giderken onları götürüm birazda erzak hazırladım çeçimi alıp eve geldim. Televizyonu açtım,, yardım  kamyonların yağmalandığını gördüm. Kahroldum umarım buna hemen el konulur..
Küçük çeçimde Televizyonda  seyrettiklerimi duydu çadır eksikliğinden bahsedildiğini fark etmiş olacak ki  günün en önemli cümlesini söyledi "anne oyun çadırımı oraya gönderelim mi?" dedi.... çeçim benim yaaa ... Güzelim...Tabi bu olabilecek bir şey değil ama olsun...
Bir çocuğun içinde ne kadar yardımseverlik duygusu, merhamet duygusu varsa o çocuğun büyüse de bunu kaybetmeyeceğini ilk önce iyi bir İnsan olacağını düşünüyorum......

23 Ekim 2011 Pazar

ŞEHİT

Şehitler için ne diyeceğimi bilmiyorum.Cuma günü Karşıyakanın çarşısından geçiyorduk küçük çeçimle çok uzun bir kuyruğun yanından geçiyordum kuyruk bitince fark ettim Çarşı esnafı birlik olup şehitler için lokma döktürüyorlardı küçük çeçim istedi bizde girdik lokmayı aldık. Eve geldik sonra dua ettirdim ona....
Çok gördük televizyonda şehit fotoğraflarını, mahvolan aileleri, anaları, babaları, bacıları, eşleri, kardeşleri, çocukları vahhh dedik üzüldük. Şehit çocuklarının çaktığı selamı görüp ağladık. Ama hiç birimiz onların hissettiği gibi hissetmedik.
Aslında yaşadım da bu acıyı ben bundan tam 20 sene evet tam 20 sene önce askere gidip dönmeyen arkadaşımızın şehit olduğu haberini duyduğumuzda yaşadığım acıyı..Sorun şimdi düşünüyorum düşünüyorum ismini bir türlü hatırlayamıyorum ve bu durumdan kendimden utanıyorum .. O kadar çok uzun sene olmuş yani... Ama haberi duyduğumuzda arkadaşlarımızla ne kadar çok ağladığımızı hatırlıyorum.
Öyle bir hal almış ki bu tatsız nefret verici olay hemen hemen her ocakta tanıdığının yada  bir şehidi var. Eşimin yeğeni var mesala annesi o günden beri psikiyatr a gidip ilaç içiyor oda şehit olalı 15 sene olmuş, artık kadın ilaçlara teslim etmiş kendini bazen iyi oluyor bazen kötü... Çok şeyler duyduk bu şerefsizler hakkında...Daha önce söylemiş miydim bilmiyorum ama ben çocukken alt komşularımız doğudan taşındıklarında nereden duyduysam eve gidip anneanneme "aşağıya taşınananlar kürtlermiş" dedim anneannem beni fena benzetti o kırmızı terliğinle. Çok ayıptı Kürt onlar demek komşumuzdu onlar, nereden geldikleri önemli değildi ve senelerce komşularımız olarak ta kaldılar çok tatlı insanlardı. İlk pkk olayları çıktığında gözlerimizin içine bakamadılar.  Oradaki kürdüm diyen kardeşlerimin hepsinin aynı düşüncede, kinde olmadığını, içlerinde çok saf iyi insanların olduğuna tanık olmuş biri olarak, biri bana çıkıp  "öldürmek niye bu savaş dursun " dediği zaman hooooop arkadaş dur bakalım orada derim. Neden derim? askerleri, bebekleri öldürürken kendi bölgesinde yaşayan kürt olduğunu bildiğimiz hiç sucu olmayan insanları yakarken "öldürmek savaş" olmuyorda!! ülkemin sınırları içerisinde, yaşayan kim olursa olsun, vatandaşının, topraklarını  korumaya çalışan TSK mi yapınca savaş oluyor!! Kusura bakmasın kimse beni kandırmaya çalışmasın "Elmayla Armudu ayıracaksın arkadaş" Vatanımın sınırları içerisinde kim bu vatanın suyunu içer, ekmeğini yer vatanımın toprakları ve yaşayanları hakkında kötü niyetli, çıkarcı olursa O katildir!!! en az "katillik" eylemini yapanla eş değerde KATİL dir.
En son olarak sizinle bir video paylaşacağım. Bu Video da konuşan kişinin partisinin, kişiliğinin, sempatizanı olduğum için değil sadece ve sadece hislerime, düşüncelerime tercüman olduğu için yayılıyorum..

17 Ekim 2011 Pazartesi

BU ARALAR BENNNN !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

 BUNU 
OKUYORUM!!!


Bu kitap biraz tabuları YIKIYOR arkadaşlar. Bir okuyun derim, kitabı okuyacak vaktiniz yoksa eğer, nette gezip biraz hem doktorun hakkında, hem de yapmak istediği şeyin hakkında bilgi alabilirsiniz. Diyette yeni bir dönem pastırma, tereyağı ve yumurta serbest evet yanlış duymadınız. Bence okuyup gözlerinizin okuduğuna inanamayacaksınız!!!...











BUNU
YAPIYORUM!!!!

Beni geçen seneden takip edenler meşhuuur spor salonu deneyimimi biliyorlardır.Hani şu yerlerde süründüğüm başarısız spor salonu durumumu....Bu sene karar verdim uğraşamam öyle salon malon ... Zaten sağlığımda müsait değil böyle aletleri indirip kaldırmaya. Bileğimde aparat takılı, kansızlık sınırda ohooo zor yanii. en iyisi yürüyüş. Bir kere en önce yürüyerek açılalım değilmi ama??













BURADA KEYİFLENİYORUM!!
Eğer Karşıyaka tarafında arkadaşlarımla buluşacaksam ilk tercih ettiğim yer Bravo patiserie Mavişehir, harika pastaları ve tatlı, tuzlu kuru pastaları, çikolataları ve klüp sandviçleri var. Hele dondurması!!!  Eminim hiç bir yerde böyle dondurma yememişsinizdir. Mado dahil.
HA HA HA o tuzak soruyu sormayın sakın hazırlıklıyım. Diyet kitabı okuyup, yürüyüş yapıp daha sonra buraya gidip pastamı yiyorsun? demeyin.. I Ih bilemediniz harika harmanlanmış bergamotlu çayını içiyorum. Yanındaki küçük kurabiyesini yiyebilirim heraldeee değilmi????? Anlayışınız için teşekkür ederim...  


ÖYLEYSE ŞARKIMIZ DİNLEYELİM. BUARALAR BEN BUNU DİNLİYORUM!!!

14 Ekim 2011 Cuma

BENİM LİSTEM

SİZE ŞİMDİ KENDİ DENEYİMLERİMDEN YOLA ÇIKARAK EN İYİLER VE EN KÖTÜLER LİSTESİ OLUŞTURDUM ÜŞENMEDİM BAKIN OKUYUN. HEPSİ BİZZAT ŞAHSIMIN DENEYİP KULLANDIĞIM VE TESPİTTE BULUNDUĞUM ÜRÜNLER YADA MARKALARDIR. BU YAZDIKLARIMIN 2. ŞAHISLARLA YADA FİRMALARLA ALAKASI YOKTUR..TAMAMEN KİŞİSEL CAN SIKINTISINDAN OLUŞTURULMUŞTUR.

En İyi İletişim firması                         En Kötü İletişim Firması
Turkcell                                              Vodafone

En iyi İnternet servis veren firma    En kötü İnternet sağlayıcı firma

           Uydunet Tele dünya telefona gerek yok ve   Biri internet Koç net
           125 kanal +sınırsız internet dahil 38 TL        
           24 ay tahaütlü                                              TT Net Türk telekom
                                                                
En iyi servis veren tekstil Mağazası  / En kötü servis veren tekstil mağazası

           Tomy Hilfiger / Agora                              Zara / Forum Bornova/Alsancak

Park bravo / Agora                                  Gap / Agora,




Spazio/ Alsancak                                      Twist /Alsancak
            
            Mothercare/ Alsancak/forum bornova       Mango Sezon/Outlet
                                                                           
             Massimo Dutti                                         Mark and Spencer /Agora

En iyi hipermarket                                         En kötü Hipermarket

Metro Gaziemir/ Çiğli                              Tansaş

Gürmar/ Karşıyaka girne, Çarşı                Bim

Pehlivan oğlu Et reyonu / Aksoy              Diasa                       
                                                                           
                                                                          Migros sebze reyonu

 En iyi ayakkabı markası                     En kötü ayakkabı markası
           Hotiç                                                        Erbil Süel
     
           Yeşil kundura                                            İnci
           

En iyi kozmetik markası                     En kötü kozmetik markası

           Estee' Lauder                                    Sisley
                                                        
           Lancome                                           Avon
                                                     
                                                                    Markasız ürünler

En iyi LCD televizyon markası         En kötü LCD televizyon markası
             
              Sony                                                   Samsung

               Philips                                                 Panasonic

               Vestel                                                  Sunny
                                       


En iyi plastik mutfak araç gereçleri   En kötü plastik mutfak araç gereçler


Tupperware
                                                   Ucuz satılan içinde kansorejen madde bulunduran uyduruk markalı ürünler         

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Çok fazla üst markalara girmek istemedim. Sadece kendi deneyimlerimdir hatırlatırım. Kötü markalara böylece kendim tepkimi göstermiş oldum....

13 Ekim 2011 Perşembe

Tansiyon fırladı gitti ohoooooooooooooo 15  / 9 Anlamadım hiç böyle olmazdı !!!! Normali 10 / 5 dir her zaman...

10 Ekim 2011 Pazartesi

ÇÜKÜN DÜŞSÜN!!!!!

Kızımı biliyorsunuz, daha yeni 15 yaşına Kasımda basacak. Konservatuvara kursiyer olarak gittiğinde tanıştığı bir çocuk vardı, aralarında bir yakınlık oluştu. Tepki göstermedim çünkü inatlaşabilirdi benimle..
Çocuk lise 4 de benim kız daha lise 1. Sadece dedim ki kızım sen yaş olarak daha küçüksün, kendi yaşıtlarınla arkadaş olmalısın ve erken flörte gerek yok, aradaki yaş farkı çok hele ki erkekler fazla talep kar olabilirler... "Ayy anne o öyle biri değil bana yardımcı oluyor kolluyor beni okulda." Yok odama şunu taşıdı bunu yaptı... İyi dedim.  çocuğu gördüm esmer kısa boylu çelimsiz orasında burasında dövmesi, pirsingi olan bir tip. Bildiğin serseri takılan hiç beğenmedim çocuğu. Babasıda ciddi bir konumda  dedim ki aile görgüleri vardır. Öğreniyorum ki çocuk, gece çok geç yatıyor öğlen 1de uyanıyor. Çocukta üniversite bitirmiş halleri var yani..Hani erken kaynana durumlarına girmeyeyim karışmayayım dedim sadece kızım anlattı ben dinledim.
Aradan geçti bir iki ay.. Bu birden ilişkisini kesti arkadaşlarınla kulis yaparken duyuyorum, adi bir karakteri varmış bla bla konuşuyorlar..ama bana anlatmıyor..
Sonra dediki "ben ayrıldım" anne "ne oldu?" dedim "ben yorulmak istemiyorum benim derslerim çok yoğun çok çalışmam lazım uğraşamam erkek kaprisiyle" dedi  "ay dedim ne zeki kızım varmış meğer benim" sevindim yani "tamam bundan sonra ama tamamen dersine ver kendini" dedim. Ama gün geçtikçe ondan konu açtığımda nefretle bahsediyor. Dikkatimi çekti yüz ifadesi değişiyor. Tatsız bir şey yaşadığını fark ettim. Neden ayrıldığını öğrenmem lazım dedim kendi kendime.
En iyisi ters köşeye yatırmak dedim."aslında çocuk çok iyi dide!! hemen sende naz yaptın çocuğa, istiyorsun hep arkanda koşsun ne yapsın çocuk" gibisinden laflar söyledim.
Hemen tongaya düştü "haaaaaa çok iyiydi!!! o çok iyi dediğin çocuk  bana yatma teklif ettiiiii biliyormusun" dediiii ve benim başımdan aşağı kaynar sular döküldüüü... Bi haşlandım ben orada beynim haşlandı resmen. Bu nasıl bişey yaaa 15 yaşındaki kızdan nasıl bir beklenti...
Kızım benzetmiş tabi "ben daha 15 yaşındayım sen ne demek istiyorsun böyle bir beklentin vardı madem neden söylemedin. Ben daha küçüğüm asla gözüme gözükme" ...falan demiş.. Bir dahada çocuk rahatsız etmemiş.Sonrada kızım dediki bana "Hem anne o işler evlenmeden yapılmaz benim bildiğim dimi" Öyle olması gerekir dedim.Bunu konuşmamız içinde çok erken dedim...
Allahım ya küçük kızları olan arkadaşlarıma sesleniyorum. Kızımla birçok konuya ters düştüğüm oldu ama erkek arkadaş hoşlanma gibi konularda" asla  aaa sen ne diyorsun, bir daha duymayayım, saçmalama oda kim yok öyle, yok böyle" hiç demedim şimdi de meyvesini alıyorum sanırım. Bana anlatabiliyor, onu kesinlikle zor durumda bırakmayacağımı biliyor güveniyor ki anlatıyor... Şoku üstümden atlatamadım o ayrı tabii..
O çocuğunda çükü düşsün ayrıca ... En kötü bedduam bu olsun o salağa...

8 Ekim 2011 Cumartesi

KABUS!!!

Üç gündür kabuslar görüyorum uykumda aniden uyanıp sıçrıyorum ve Hakan geliyor aklıma..Öldü ya diyorum, gitti o.. Ah diyorum ah....Çocukları ne yapıyordur. Şimdi ben dükkanının önünden nasıl geçeceğim diyorum kendi kendime
İnanmayacaksınız Kardeşim Turkcell bayisi telefonun bozukmuş tamir için oraya bırakmış telefonu tamirden öldüğü gün gelmiş. Kardeşim iş için Çindeydi kahrolmuş durumda orada haberi aldığı için ve tabi cenazeye katılamadığı  için. Dediki sen götür telefonu eşine ver. Nasıl götürürüm? nasıl veririm bilmiyorum.Cenazede yakalardaki fotoğrafına bakamadım gözümü kaçırdım biliyormusunuz?.. Keşke diyorum daha sık uğrasaydım iş yerine öğrenseydim hastalığını kanına girseydim, alkol alma, sigara içme, sağlıklı beslen, şunu yapma bunu yapma  ... Dalga geçmiyorum, hasta olan arkadaşlarım hemen beni arar ben ilaç kullanıyorum şunu şunu içiyorum aman onunla şunu alma bunu yeme içme derim...Hasta derecesinde prospestüs okurum. Makale okurum. Belkide yardımcı olurdum bilmiyorum ki... Bir kaç defa kalp krizine benzer bişey geçirmiş doktorlar müdahele edemeyiz kalbin 80 yaşındaki birinle eş değerde demişler. İyi ama müdahale de etmediler öldü.. Anlamsız yaaaa....Hayat devam ediyor elbette.. Bu zamansız toprağa verdiğim  dördüncü arkadaşım. Biri 92 de askerde şehit verdim. Biri 97 de trafik kazasında öldü. Biri kanserden 2003 de, şimdide Hakan işte... Şimdi diyeceksiniz unut artık öyle böyle.. Bunları bende biliyorum yazdıkça acım hafifliyor sanki.....

6 Ekim 2011 Perşembe

BUNU SEN ŞİMDİ NEDEN YAPTIN HAKAN????

Gecenin bir yarısı kısık bir ses
-Ozaan
-Ozaaaan.... baktım ses devam ediyor
Ozan kardeşim hayatta uyanmaz şimdi uydu çünkü. Çıkardım kafamı pencereden bir baktım Hakan ..kısık sesle...
- Hakan ne yapıyorsun gece yarısı burada..
Hakan hafif alkollü yok yok ayakta zor duruyor. Arkasında bir taksi .
-Cemre insene aşağıya.Ozan yokmu?
-Tamam dur geliyorum burada uyandırıcam.
Uyandırdım kardeşimi "kalk" dedim "Hakan gelmiş" seni istiyor.İndik aşağıya bahçeye yanına gittik.Yazlıktayız İzmir e 80 km uzaklıkta Mordoğanda. Ve Hakan taksiyle İzmir den buraya gelmiş sene 1988 yada 89....
- Birader ne haber ya ne oldu hayırdır.. Hakan ağlamaklı bir sesle
- Özledim ben Sinemi Ozan, Cemre ne olur bir şekilde Ayhan teyzenin haberi olmadan alsanız gelseniz onu....
Saat gecenin biri!!!Sinem yazlıktan arkadaşımız evlerimiz 50 adımlık ama onların evleri ön tarafta  kalıyor bir birlerine çok aşıklar. İzmir de de aynı apartmanda oturuyorlar. Aynı apartmanda büyümüşler..Sinem çanımın içi çok sevdiğim bir kız arkadaşım, oda yasağı aldığımda, hep odama gelir bütün gün oje sürerdik. Onu sür bunu çıkart.Bunu sür onu çıkart bütün gün...Tabi konuştuğumuz en önemli konular onun için aşkı Hakan benim için ise Seçkin..Seçkin Hakanın kankası...
Sinemin bahçesine girip Ayhan teyzeye bir öpücük kondurdum. Hep geç yatarlar kızlar Sinemin ablası onun arkadaşları çok eğlenceli bir evdir. Babalarını çok önce kaybetmişler.. Kızlar evi derdim onlara...
-Sinem uyudumu?
-Sende Cemre yaramazlıklarından bütün gün oda hapsindesin akşam oldumu dışarıdasın. Sinem yatacak hazırlanıyor..
Fırladım içeri.. Sinemin odasına
-Kız müjdemi isterim diye bağırarak girdim içeri.
-Ay ay anneciiiiim!!!!!kızım yaaaaaaa ödümü koparttın ne var gecenin yarısı..
- Hakan geldi.
-Nereye geldi ne geldi kim. haaaaaaaaa aaaa nerdeeee?
-Bizim evin önünde azıcık içmiş. sen şimdi bırak şaşırmayı da Ayhan teyzeyi kandırıp nasıl çıkacağız onu düşün..
-Val lahi. Be nii. Kim se. Tutamaz. Çıkarım. İsyan ederim. aşkım ya gelmiş mi? geldi dimi  ...diye söylenip pijamalarını çıkarttı . Plan yaptık odamda bir şey bakacağız diyeceğiz. Gecenin birindeeeeeeeeeee...
Çıktık bahçeye Ayhan teyze bize Red Kit gibi ağzından düşürmediği sigarasıyla "ne yumurtlayacaksınız" bakışıyla konuşmamızı bekliyor. Ben hemen alakasız konuya atlayıp.
-Ayhan teyze annem sabah kahvaltıya çağırıyor.
-Sabah olsun ölmez sağ kalırsak bakarız kızım..
Öyle şakaları vardır. Yarı şaka, yarı ciddi..
-Anne ben Cemrelere gideceğim. Öğlen törpüsünü ellemiştim nereye koyduğumu bulamamış..
-Hayır hayır kızım bu saatte olmaz.
-Lütfen bak yarın kahvaltıda size kahve yapacağım.
-Yapacaksın tabiii kahve, kahvaltıdan sonra içilir.
Baktı ki iş uzayacak Sinem bana bir göz attı koşmaya başladık.
-Az sonra gelirimmmmm...
Köşeyi döndük hemen çeki düzen verdik kendimize. Hakan bizim bahçede, annemde uyanmış kakari kikiri bir ortam Sinem seslendi Hakana, Hakan bahçenin dışına çıktı. Sinemle Hakanın bir sarılışları vardı ki hayatım boyunca hiç bu kadar ihtişamlı, istekli, özleyen, aşıkça bir sarılış görmedim.
Aşkları büyüktü ama büyüklerin araya girmesiyle olmadı evlenemediler. Enteresandır benim o Seçkinin kız kardeşiyle evlendiler.. İçeriğine karışmıyorum bilmiyorum...Çok iyi bir arkadaşımızdı. Arkadaşlığımız elbette ki bu konuyla sınırlı değildi.Çok güzel kocaman bir gülümsemesi vardı herkesçe yaptığı iyiliklerle tanınırdı. Kendine iyi bakmadı kabini çok yordu kilo almaya devam etti aileselde faktörler girince işin içine..
Bugün onu kalp krizinden kaybettik. 42 Yaşındaydı. O kadar üzgünüm kii...
Hep bir yakınım öldüğünde,
-Ah derim ne yapacak O orada yalnız .
Tabi orada yalnız değil. Biz onsusuz, aslına Yalnız olan biziz...
Sahi!!Sen şimdi bunu neden yaptın Hakan??. Hasta olsaydın tamam ama arada Sen işinde olsaydın yine ben geçerken sana uğrasaydım iki çift laf etseydik..Neden sensiz bıraktın bizi sevdiklerini??
Rahat uyu HAKAN... Allah rahmet eylesin....Allah sevenlerine çocuklarına sabır versin....

3 Ekim 2011 Pazartesi

BENDEN HEBERLER !

Yazmayalı ne uzun zaman olmuş vay vay vay...O kadar yoğundum ki....Melisayı konservatuvara yerleştirdik 3 arkadaşıyla ortak kullanabilecekleri bir oda verdiler. Kızlar pek heves etti odalarını döşemeye. kilitli dolap aldık,masa, evden armut pufunu götürdü, cattle götürdü, küçük objeler aldı, çiçekler :p.... kendi odası boşaldı çoğu şeylerini oraya taşıdı..Bir heyecan bir heyecan.. Birde forma gelmeseydi okula tadından yenmezmiş onlara göre tabii..Ufaklık kreşe başladı iyi oldu son zamanlarda artık yemek masasının üzerinde gezmeye başlamıştı..

Evdeki durumları soranlar var. Stabil şu an ev.  Ne o bana dokunuyor ne ben ona bazen kedi fare gibi evin içinde dolaşıyoruz. O salonda tv izlerken ben yatak odasında seyrediyorum.Çocukların yanında normal davranıyoruz çocuklar yokken tek kelime etmiyoruz...Dur bakalım böyle gitsin...

VE değişik bir haber benden  size az az çalışmaya başladım. Rusya dan isteyenlere istediği ürünü göndermeye çalışıyorum. Daha önce bunu Yunanlılarla yapmıştım. Mesela diyorlar ki bize "10.000 metre perde lazım" en uygun fiatı veren 1. satıcı yada üreticiyle bağlantıya geçip aradan komisyonumu alıp perdesini gönderiyordum. Tabi bunu yapmak için Yunanistan da yaşayan bir Türk ortağım vardı. Şimdi ki ortağım Kardeşimin eşi ... Biraz daha zor şartlar çünkü Rusya uzak bir ülke Yunanistan a ürün gönderdiğim zaman konteynırla İstanbuldan kolay daha hızlı gidebiliyordu ..Rusya için bu geçerli değil tabii..İnşallah düzene oturarak gider bu iş...Çalışmayı özlemişim.