Ben sözlerini bilmeden sadece müziğin derinliğini dinledim...
http://www.youtube.com/watch?v=aBXeXBpTVOk
* insan sever * çocuk sever * dost sever * otomobil sever * müzik sever * facebook blogspot sever * telefon sever * yalnızlık sever * santana sever * deniz sever * annesini, anneannesini çok sever * toprak sever * öğrenmeyi sever * bilgi sever * alışveriş sever * dizi sever * belgesel sever * dürüstlük sever * hayvan sever * yolculuk sever * severde * sever......
31 Ocak 2011 Pazartesi
28 Ocak 2011 Cuma
ONDAN BUNDAN İŞTİMA VEREYİM DEDİM :P
İlk sosyalleşme durumlarıma girdim desem :P. Benim ufak kızımın kreş maceraları başladı. Bugün kurabiye partisi vardı ama benim için deja-vu gibi bir şeydi insanın 13 yaşında bir kızı daha olunca yaşadıklarını tekrar yaşamayı deja-vu olarak görüyorum. Kurabiye partileri, kağıtla ilgili çalışmalar, bak bugün ne yaptılar, iletişim defteri, yemek yedi yemedi muhabbeti pof poff...Fakat bugün velilerdeki gözlemlediğim şey çocukların hepsinin el bebek gül bebek bakılmasıydı. Anneyi görünce hemen ağlayan gitmek isteyen çocuklar sürekli yapışık tavırlar, ah dur bebeğim terleme, koşma, koyma, yeme ohooo ne kadar kendine güvensiz nesiller yetişiyor bir bilseniz..Bu çocuklara tam bir porselen obje tavrı yapılıyor..Diyeceksiniz ki sen yapmıyormusun , yapmıyorum emin olun..Okulda tam zamanlı pedegog var ve küçük kızım için kendine özgüveni tam bir çocuk diyor bu iyi bir şey en çok istediğim şey bunu duymaktı, o daha 3 yaşında ama onun bu doğrultuda olması için davranışlarımı hep buna göre ayarlamıştım demek ki doğru yoldaymışım.
Bana dün küçük kızım ''okulda çok üşüdüm anne'' dedi bugün okulda gerçekten bende sınıflarında üşüdüm demek ki kendini doğru ifade edebilmiş..Başka bir veli de burası soğuk dedi okul yöneticiside çok sıcak olunca terliyorlar o yüzden çok yüksek derecede yakmıyoruz dediler..Kafamda soru işareti kaldı açıkçası hafta sonu bu konuyu düşüneceğim...
Grip oldum arkadaşlar şu bahsettikleri keçi gribimi ne? Bu sene ne güzel hasta olmadan atlatıyordum. Hal bu ki yazın beni arıda ısırmıştı sevinmiştim hasta olmam diye. Ama kazın ayağı öyle değilmiş..
Hayır artık evde 11 ile 5,30 arası yanlız olduğum için lükslerim olabilir. Televizyonun karşısında mırf mırf çekerdim burnumu Digitürk teki filmlerden iki film patlatır, yarı uykulu yarı uyanık seyrederdim, bir başını seyrederdim filmin, sonra uyurdum uyandığımda, bir bakmışım bitmiş, endişelenmem de ha, bir sonraki kanalda aynı film yine başlayacak nasıl olsa ortasını, sonunda diğer kanalda seyrederdim hoop dinlenirim ama ben bunu yapamıyorum neden? sudan yeni çıkmış balık gibiyim de ondan.Takdir edersiniz ki 3 sene boyunca wc ye bile yanlız gidemeyen bir birey olunca gündüzleri ne yapacağımı nasıl değerlendireceğimi bilemiyorum hala, ama bu hafta rayına oturturum.Bende alışma süreci yaşıyorum doğal olarak.....
Kardeşim Rusya Federasyonunun 3. büyük şehri olan Yekaterinburg a nişanlısının ailesiyle tanışmaya gitti http://tr.wikipedia.org/wiki/Yekaterinburg (bu arada kız 3. üniversiteyi burada okuyor. Ege üniversitesinin yabancılar için açtığı sınavı 2. olrak kazandı, hiç rusların kızlarına da benzetemiyorum ben, kısa boylu minyon bir şey, çok kültürlü ülkemize gelen nataşalardan değil yani..) Kardeşim Orada -30 -40 dererce soğuklarda donmuş bir gölün ortasında açılan delikten o gölün suyuna girmiş iyimi? Fotoğrafları görünce delirdim. Allaha şükür sağ salim hasta olmadan geldi..Ben burda normal 10 derecelerde kuyruğu titretiyorum yaaaa...Fakat İzmirin soğuğu bir şeye benzemez biliyormusunuz -40 derecede büyüyen gelinimiz bile''ben burda çok üşüyor'' diyorsa oohoo varın siz düşünün gerisini...
Hadi haftalık raporumu verdim size merak edenler vardı nerdesin diye iyi yaptımmı bilmem...öperim.. :p
Bana dün küçük kızım ''okulda çok üşüdüm anne'' dedi bugün okulda gerçekten bende sınıflarında üşüdüm demek ki kendini doğru ifade edebilmiş..Başka bir veli de burası soğuk dedi okul yöneticiside çok sıcak olunca terliyorlar o yüzden çok yüksek derecede yakmıyoruz dediler..Kafamda soru işareti kaldı açıkçası hafta sonu bu konuyu düşüneceğim...
Grip oldum arkadaşlar şu bahsettikleri keçi gribimi ne? Bu sene ne güzel hasta olmadan atlatıyordum. Hal bu ki yazın beni arıda ısırmıştı sevinmiştim hasta olmam diye. Ama kazın ayağı öyle değilmiş..
Hayır artık evde 11 ile 5,30 arası yanlız olduğum için lükslerim olabilir. Televizyonun karşısında mırf mırf çekerdim burnumu Digitürk teki filmlerden iki film patlatır, yarı uykulu yarı uyanık seyrederdim, bir başını seyrederdim filmin, sonra uyurdum uyandığımda, bir bakmışım bitmiş, endişelenmem de ha, bir sonraki kanalda aynı film yine başlayacak nasıl olsa ortasını, sonunda diğer kanalda seyrederdim hoop dinlenirim ama ben bunu yapamıyorum neden? sudan yeni çıkmış balık gibiyim de ondan.Takdir edersiniz ki 3 sene boyunca wc ye bile yanlız gidemeyen bir birey olunca gündüzleri ne yapacağımı nasıl değerlendireceğimi bilemiyorum hala, ama bu hafta rayına oturturum.Bende alışma süreci yaşıyorum doğal olarak.....
Kardeşim Rusya Federasyonunun 3. büyük şehri olan Yekaterinburg a nişanlısının ailesiyle tanışmaya gitti http://tr.wikipedia.org/wiki/Yekaterinburg (bu arada kız 3. üniversiteyi burada okuyor. Ege üniversitesinin yabancılar için açtığı sınavı 2. olrak kazandı, hiç rusların kızlarına da benzetemiyorum ben, kısa boylu minyon bir şey, çok kültürlü ülkemize gelen nataşalardan değil yani..) Kardeşim Orada -30 -40 dererce soğuklarda donmuş bir gölün ortasında açılan delikten o gölün suyuna girmiş iyimi? Fotoğrafları görünce delirdim. Allaha şükür sağ salim hasta olmadan geldi..Ben burda normal 10 derecelerde kuyruğu titretiyorum yaaaa...Fakat İzmirin soğuğu bir şeye benzemez biliyormusunuz -40 derecede büyüyen gelinimiz bile''ben burda çok üşüyor'' diyorsa oohoo varın siz düşünün gerisini...
Hadi haftalık raporumu verdim size merak edenler vardı nerdesin diye iyi yaptımmı bilmem...öperim.. :p
24 Ocak 2011 Pazartesi
KORKMAK, AÇLIK, ACI, NAZIM HİKMET, 1980= KAOS
Seneler seneler önce insanların, çok ağır acılar çektiği , büyük bedeller ödedikleri o malum gün 12 Eylül 1980 yılında ben bir komik olay yaşadım ama tabi o zamanlar küçük bir çocuk olduğum için ne olduğunu anlamadığım olayların içinde sadece bulundum...Çocukluğum söz konusu olunca, Fil hafızasına sahip olduğum için bu olayı da hiç unutmadım.11 eylül günü annemler le teyzemler e gittik nannim teyzem,eniştem, annem, babam kuzenlerim, kardeşim, küçük teyzem, eniştemin yeğeni acayip gürültülü, güzel bir kalabalıktık...Kalabalık bir grup olarak yemekler yendi, çaylar içildi, çocuklar aramızda evcilik oynayarak zaman geçiriyorduk, arada annemler in yanına gidip birbirimizi şikayet ediyorduk, balkonda demlenen babamlar ın yanına gidip sessizce onların konuşmalarını dinliyor hazır soyulmuş meyvelerden ağzımıza atıp babaların konuşmalarına dahil oluyorduk ''babam dedi ki bu yakınlardaki olaylarla artık çok zor oldu her şey dikkatli oluyorum'' eniştem ''yasaklar gelecek daha da zor günler olacak'' babam sesini iyice kısarak'' bence ordu müdahale edecek.'' dedi eniştem sustu.. .
Bizim anladığımız dilden konuşmuyorlardı sıkıldık, annemler in yanına gittik çay koymuşlar kendi aralarında hararetli konuşmalar yapıyorlardı bu seferde hazırladıkları tabaklardaki kekleri ağzımıza atıp onları dinlemeye koyulduk annem ''abla sen tüpe yazıldın mı ''yazıldım iki gün oldu''dedi teyzem, bu konuşmalardan da bir şey anlamamıştık bize göre anlamsız şeyler konuşuyorlardı epey bir zaman geçti babamlar ayaklandı...
Gitme vakti geldi ama ben gitmek istemiyordum kuzenimle kalmak istiyordum ''nannim biz burada kalalım'' dedim ''babana soralım gülüm'' dedi. Bazen didemle oyun oynarken, kavga etmediysek, uyuma numarası yapar kalmayı garantilerdim ama o gün oyun oynamaktan o numara aklıma gelmemişti...Babamdan zar zor izin aldık.Misafirlikte kalmak benim için çok eğlenceliydi, o evin yer yatağı, sabun kokan çarşaflarında yatmak çok keyifli olurdu benim için, hele kuzenimle aynı yer yatağında yatmak, o gece uykumuz gelinceye kadar kıkırdayarak yer yatağında , dönüp dururduk ...Kıkırdayarak şişt mişt sesleriyle uyuyup kalmışız.....
Sabah nannim ''hadi gülüm, hadi kalkın artık'' diyerek uyandırdı hazırlanmamız için, '' cemre didem hadi gülüm hadii'' diye seslendi ''...daha eve gideceğiz cemrem'' Kahvaltı yapmadan bir telaşla evden çıktık, nannimde anlayamadığım bir telaş vardı..Uykuluydum ama dışarı çıkınca yüzüme sabahın ayazı çarptı biraz uyandım kendime geldim, gözlerimi ovuştururken, karşıdan bize doğru ellerinde tüfekleriyle gelen iki asker gördüm. Nannime yaklaşıp ''nereye teyze bilmiyor musun ihtilal oldu'' dedi biri O da neydi?? nannim
''bilmiyorum oğlum biz misafirlikteydik buda torunum evimize dönecektik'' dedi ''gidemezsin teyze ihtilal oldu anlamıyormusun''dedi '' torunumu eve götürmem lazım oğlum okula başlayacak misafirlik deydik biz '' dedi ''teyze okul yok, otobüs de yok bak etrafına dolmuş, araba, insan var mı? oda yok gidemezsiniz anlamıyormusun başımızı derde sokacaksın ''dedi nannim ısrarcıydı durmadan gitmemiz lazım gibi bişeyler söylüyordu..Yanımıza konuşan askerlerin babaları gibi bir şey gelmişti..(şimdiki aklıma göre komutan) nannimle aralarında ısrarcı konuşmalar geçti...Sıkılmıştım oradaki bir taşa oturup beklemeye başladım...Askerlerin babaları bir arabada duran adama bişey söyledi,geri dönüp yavaş yavaş yürüyerek yanımıza geldi..''tamam götürün dedi'' nannim bir hışımla elimi tutup ileride duran kamyonun arkasına hızlı hızlı beni çekiştirerek yürüdü bende ona ayak uydurmaya çalıştım.. Bir asker beni belimden tutup kamyonun arkasına attı, ardımdan nannime yardım edip kamyona bindirdiler. Sınıf sıralarına benzer tahta bir sıraya oturduk nannime bir şeyler sormak istiyordum ama çok ciddiydi ve arada gözlerini kapatıp dudaklarını büzerek sus işareti yapıyordu.
Karşımızda iki asker, nannim ben, kamyonun arkasında, sallana sallana evimizin önüne geldik..Kamyondan uçururcasına indirdi nannim beni, evimize de o hızlıkla çıktık..Babam kapıyı açtığında çok şaşırdı nannim babamı ''dur oğlum dur yol ver accık'' deyip oturup olanları anlattı, babamın sadece ''ah anne ahh hiç korkmuyorsun başına gelebileceklerden'' dediğini hatırlıyorum...
KORKMAK toplum olarak o zamanlardaki en büyük korkumuzdu. Okuduğumuz kitaplardan korkan öğretmenlerimizin okul bahçesinde kitapları yakarken gördük, terasta oynarken sokakta öldürülen polis babasını şaşkın gözlerele izleyen arkadaşımızı gördük, ekmek almaya giderken fırının önünde gördüğüm akrabamın çabuk kaç buradan diye bağırmasından sonra patlayan bir ev, parçalanan bacaklar gördüm, İşe giden babamın yarım saat sonra yüzü gözü dağılmış şekilde eve döndüğünü gördüm, konservatuara gidene ayşe ablamın hiç alakası olmadığı halde polislerden dayak yiyip evde bağıra bağıra buz kompresi yaparken gördüm. Benden daha çok şeyler gören insanlar var bu bilinen bir şey..
Şimdi ne alaka neden bunu anlattın demissinizdir eminim..Dün arkadaşımın kızının öğretmeni Nazım Hikmet günü yapıp tüm derste onun şiirleri, kişiiği yaşamınla ilgili bir ders yapmış..Evrim Öğretmeninin anlattıklarını büyük bir heyecanla anlattı bizde dinleyip sonra aramızda ''bizim zamanımızda'' diye başlayan acımsı hararetli konuşmalar yaptık..Aramızda yasaklanan şeylerden bahsettik, küçük Evrim o hareretli konuşmalarımızın içerisinde ''Nazım Hikmet okumanız yasakmıydı????'' yarı çığlık, yarı sorusunu sorunca hepimiz Sustuk..Daha doğrusu susmak zorunda kaldık...Kısa cümlelerle geçiştirici bir şeyler söyledik.
Benim aklımda ise bu olay o kadar kazınmışki, ilk hatırladığım şey bu oldu....Neyseki şimdi ki nesil böyle olaylarla büyümediler. Zira bu devrin çocukları, öğrenmeye, bilime, hayal kurmaya aç ve açıkta bırakıldılar...
Bizim anladığımız dilden konuşmuyorlardı sıkıldık, annemler in yanına gittik çay koymuşlar kendi aralarında hararetli konuşmalar yapıyorlardı bu seferde hazırladıkları tabaklardaki kekleri ağzımıza atıp onları dinlemeye koyulduk annem ''abla sen tüpe yazıldın mı ''yazıldım iki gün oldu''dedi teyzem, bu konuşmalardan da bir şey anlamamıştık bize göre anlamsız şeyler konuşuyorlardı epey bir zaman geçti babamlar ayaklandı...
Gitme vakti geldi ama ben gitmek istemiyordum kuzenimle kalmak istiyordum ''nannim biz burada kalalım'' dedim ''babana soralım gülüm'' dedi. Bazen didemle oyun oynarken, kavga etmediysek, uyuma numarası yapar kalmayı garantilerdim ama o gün oyun oynamaktan o numara aklıma gelmemişti...Babamdan zar zor izin aldık.Misafirlikte kalmak benim için çok eğlenceliydi, o evin yer yatağı, sabun kokan çarşaflarında yatmak çok keyifli olurdu benim için, hele kuzenimle aynı yer yatağında yatmak, o gece uykumuz gelinceye kadar kıkırdayarak yer yatağında , dönüp dururduk ...Kıkırdayarak şişt mişt sesleriyle uyuyup kalmışız.....
Sabah nannim ''hadi gülüm, hadi kalkın artık'' diyerek uyandırdı hazırlanmamız için, '' cemre didem hadi gülüm hadii'' diye seslendi ''...daha eve gideceğiz cemrem'' Kahvaltı yapmadan bir telaşla evden çıktık, nannimde anlayamadığım bir telaş vardı..Uykuluydum ama dışarı çıkınca yüzüme sabahın ayazı çarptı biraz uyandım kendime geldim, gözlerimi ovuştururken, karşıdan bize doğru ellerinde tüfekleriyle gelen iki asker gördüm. Nannime yaklaşıp ''nereye teyze bilmiyor musun ihtilal oldu'' dedi biri O da neydi?? nannim
''bilmiyorum oğlum biz misafirlikteydik buda torunum evimize dönecektik'' dedi ''gidemezsin teyze ihtilal oldu anlamıyormusun''dedi '' torunumu eve götürmem lazım oğlum okula başlayacak misafirlik deydik biz '' dedi ''teyze okul yok, otobüs de yok bak etrafına dolmuş, araba, insan var mı? oda yok gidemezsiniz anlamıyormusun başımızı derde sokacaksın ''dedi nannim ısrarcıydı durmadan gitmemiz lazım gibi bişeyler söylüyordu..Yanımıza konuşan askerlerin babaları gibi bir şey gelmişti..(şimdiki aklıma göre komutan) nannimle aralarında ısrarcı konuşmalar geçti...Sıkılmıştım oradaki bir taşa oturup beklemeye başladım...Askerlerin babaları bir arabada duran adama bişey söyledi,geri dönüp yavaş yavaş yürüyerek yanımıza geldi..''tamam götürün dedi'' nannim bir hışımla elimi tutup ileride duran kamyonun arkasına hızlı hızlı beni çekiştirerek yürüdü bende ona ayak uydurmaya çalıştım.. Bir asker beni belimden tutup kamyonun arkasına attı, ardımdan nannime yardım edip kamyona bindirdiler. Sınıf sıralarına benzer tahta bir sıraya oturduk nannime bir şeyler sormak istiyordum ama çok ciddiydi ve arada gözlerini kapatıp dudaklarını büzerek sus işareti yapıyordu.
Karşımızda iki asker, nannim ben, kamyonun arkasında, sallana sallana evimizin önüne geldik..Kamyondan uçururcasına indirdi nannim beni, evimize de o hızlıkla çıktık..Babam kapıyı açtığında çok şaşırdı nannim babamı ''dur oğlum dur yol ver accık'' deyip oturup olanları anlattı, babamın sadece ''ah anne ahh hiç korkmuyorsun başına gelebileceklerden'' dediğini hatırlıyorum...
KORKMAK toplum olarak o zamanlardaki en büyük korkumuzdu. Okuduğumuz kitaplardan korkan öğretmenlerimizin okul bahçesinde kitapları yakarken gördük, terasta oynarken sokakta öldürülen polis babasını şaşkın gözlerele izleyen arkadaşımızı gördük, ekmek almaya giderken fırının önünde gördüğüm akrabamın çabuk kaç buradan diye bağırmasından sonra patlayan bir ev, parçalanan bacaklar gördüm, İşe giden babamın yarım saat sonra yüzü gözü dağılmış şekilde eve döndüğünü gördüm, konservatuara gidene ayşe ablamın hiç alakası olmadığı halde polislerden dayak yiyip evde bağıra bağıra buz kompresi yaparken gördüm. Benden daha çok şeyler gören insanlar var bu bilinen bir şey..
Şimdi ne alaka neden bunu anlattın demissinizdir eminim..Dün arkadaşımın kızının öğretmeni Nazım Hikmet günü yapıp tüm derste onun şiirleri, kişiiği yaşamınla ilgili bir ders yapmış..Evrim Öğretmeninin anlattıklarını büyük bir heyecanla anlattı bizde dinleyip sonra aramızda ''bizim zamanımızda'' diye başlayan acımsı hararetli konuşmalar yaptık..Aramızda yasaklanan şeylerden bahsettik, küçük Evrim o hareretli konuşmalarımızın içerisinde ''Nazım Hikmet okumanız yasakmıydı????'' yarı çığlık, yarı sorusunu sorunca hepimiz Sustuk..Daha doğrusu susmak zorunda kaldık...Kısa cümlelerle geçiştirici bir şeyler söyledik.
Benim aklımda ise bu olay o kadar kazınmışki, ilk hatırladığım şey bu oldu....Neyseki şimdi ki nesil böyle olaylarla büyümediler. Zira bu devrin çocukları, öğrenmeye, bilime, hayal kurmaya aç ve açıkta bırakıldılar...
20 Ocak 2011 Perşembe
BLOG!!
Facebook ta bir grubumuz var BLOG GAZETESİ adı yeri gelmişken söyleyeyim blog yazan izlemek isteyen herkesi bekleriz, neyse orası bir çok bloger arkadaşımızın buluştuğu blogerlerin blogunu tanıttıkları, yazdıklarını paylaştıkları bir grup dur, onun uzantısı olan http://birblogorganizasyonu.blogspot.com da yılın en iyi çıkış yapan blogu seçilmişim. (BU SİTE KAPANDI) Sevindim sevindim sevinmesine de o benim yazı perilerim gittiiii...
Bir haftadır her şeye karşı nötr olduğum için mi? nedir, bir şey yazmak istemiyorum, veyahut ta aklıma gelen hiç bir konuyu önemli bulmuyorum.Taslak yaptığım 3 - 4 konu var geliştirdiğim yerden devam edemiyorum yada son cümleleri bağlayamıyorum...yapıcaz bir şeyler merak etmeyin yakındaa...
Bu arada benim ufaklığı oyun evine yazdırdım haftaya yazmaya ve konuları geliştirmeye daha iyi kanalize olurum diyorum.. Yorum yapın arada bu yazın güzel, bu değil diye...Bu hafta kızımı oyun evine alıştırmak için her gün bir saat bir buçuk saat okula gittik. Evden bir neden için her gün çıkmak gerçekten iyiydi..Yarından itibaren sabah 11 akşam 18 e kadar oyun evinde olacak ..ooho buda benim için süper olacak...
Kafam bir boşalsın, evde bir yalnız kahve içmeyi özledim yahu, kahveyi bırak wc ye yanlız bile giremiyordum üç senedir, kitap okuyamıyordum, bir ihtimal kitapçıya gidip kendime göre kitap seçerim, bir ihtimal o kitap yeni kitap okumaya başlayanların ki gibi basit, yalın olur, okuma anlama beynim kapandı çünkü... kitabımı alır vivaldi eşliğinde okurum belki, belki beni coşturan bir müzik eşliğinde tek başıma dans ederim deli gibi, spora başlayacağım biliyorsunuz, yanlız başıma yemeğe giderim belkii arkadaşım yok bunuda biliyorsunuz, yada, yada bulduuum sinemaya giderim ohooooooooo yanlız sinemaya gitmeyeli de 3 seneyi geçti...Ayyy ne lüks olayların içine gireceğim.. Heyecan yaptım. Bu arada konu çıktı biraz, azıcık..
Bir haftadır her şeye karşı nötr olduğum için mi? nedir, bir şey yazmak istemiyorum, veyahut ta aklıma gelen hiç bir konuyu önemli bulmuyorum.Taslak yaptığım 3 - 4 konu var geliştirdiğim yerden devam edemiyorum yada son cümleleri bağlayamıyorum...yapıcaz bir şeyler merak etmeyin yakındaa...
Bu arada benim ufaklığı oyun evine yazdırdım haftaya yazmaya ve konuları geliştirmeye daha iyi kanalize olurum diyorum.. Yorum yapın arada bu yazın güzel, bu değil diye...Bu hafta kızımı oyun evine alıştırmak için her gün bir saat bir buçuk saat okula gittik. Evden bir neden için her gün çıkmak gerçekten iyiydi..Yarından itibaren sabah 11 akşam 18 e kadar oyun evinde olacak ..ooho buda benim için süper olacak...
Kafam bir boşalsın, evde bir yalnız kahve içmeyi özledim yahu, kahveyi bırak wc ye yanlız bile giremiyordum üç senedir, kitap okuyamıyordum, bir ihtimal kitapçıya gidip kendime göre kitap seçerim, bir ihtimal o kitap yeni kitap okumaya başlayanların ki gibi basit, yalın olur, okuma anlama beynim kapandı çünkü... kitabımı alır vivaldi eşliğinde okurum belki, belki beni coşturan bir müzik eşliğinde tek başıma dans ederim deli gibi, spora başlayacağım biliyorsunuz, yanlız başıma yemeğe giderim belkii arkadaşım yok bunuda biliyorsunuz, yada, yada bulduuum sinemaya giderim ohooooooooo yanlız sinemaya gitmeyeli de 3 seneyi geçti...Ayyy ne lüks olayların içine gireceğim.. Heyecan yaptım. Bu arada konu çıktı biraz, azıcık..
16 Ocak 2011 Pazar
BEN BÖYLE İNDİRİMİN!!!
Dün alışverişe çıkıp şu %50 indirim nimetlerinden yararlanmak lazım dedim..Aman çıkmaz olaydım kafam çelişkili düşüncelerle doldu. Daha indirimlerin yeni başlamasına rağmen ne beden, bulabiliyorsun ne renk, bunu hep biliyoruz der gibisiniz biliyorum ama indirim olayında başka tespitlerim var.Bu tespiti ürün kalıplarının oluşturulması, dikim ve satış pazarlama ile on yedi sene uğraşan biri olarak söylüyorum.
Bir kere eğer indirim ürünü tükenmişse bir firmanın aynı fiyatta daha ucuz kumaşla satışa geçiyor...Mesela bakınız çok dikkat çekmeyen ürün erkek gömleği...İlk indirimde eğer iyi bir markaysa %20 %30 indirim başladığında zaten ürün tükeniyor o zaman indirim müşterisinin sirkülasyonun dan yararlanmak için aynı renk,aynı model, aynı fiyatta fakat daha dayanıksız, ütü sevmeyen kumaşla satışa geçiyorlar..(damat)
En satılmayan reyonlardan kalkmış depo fazlalığı olan ürünler(Gap, zara, benetton) zara da dün yazlık terlik gördüm düz yani öyle topuklu önü açık ayakkabılardan bahsetmiyorum düz bildiğiniz yazın giyilen terlikler, 3 sezondur gördüğüm baharda satılan tişörtler..Bir yıkamada ağzı burnu kayan tişörtler, mağazaya götürdüğün zaman bir süre sonra size yıkama hatasından kaynaklanmıştır diyerek kağıtla geri verilen ürünler...
Gap iii hiç anlatmayayyım nasıl sinirlenip bu mağazadan bir kaç kez çıkmıştım, öylesine bir göz atayım diye girme gafletinde bulunduğumda indirimsiz sezonda da olduğu gibi, yine aynı ütüsüzz kırışıkk, pazar malı gibi satışa konmuş ürünler vardı. Zaten normal sezonda da indirimde de alırsın bir ürünü ya dikişi patlaktır ya düğmesi elinde kalır müşteriye saygısızlık hiç hak getire bunu bütün markalar için söylüyorum...
Mağaza müdürleri ne iş yapar elemanlar ne iş yapar?
Birde indirimsiz sezonda satılan ama kıyamayıp, indirime dahil edilmeyen ürünler vardı (massimo dutti) sezon başında oradan aldığım uzun kollu tişörtler New season adı altında aynı aldığım fiyatta devam ediyordu..Aklıma gelmişken ne saçma bir satış uygulama politikasıdır ki aynı ürünün başka bedenini mağaza sizin için soramıyor, size barkod numarası ve telefon veriliyor siz gidip kendi imkanlarınızla alıyorsunuz. Massimo Duttinin İzmir gibi bir şehirde tek olduğunu düşünürsek. Ben buradan İstanbul da, atıyorum on mağazasından biri, caddedeki mağazasını arayıp, orada eğer bedeni varsa kendi imkanlarımla, buradan acil uçağa atlayıp mesela gitmeliyim, ki buda bir çare değil çünkü maazallah sen havada iken satılmışta olabilir, alabileyim. Normal sezonda bile sormuyorlar istediğin bedeni, indirimden önce zaten ben gidip sormuştum bedeni yoktu indirimde de yok. Ben böyle satış politikasının içine turşu suyu sıkayım..
Benim bildiğim bize öğretilen müşteri mem nu ni ye ti dir o kadar. İstersen alırsın istersen alamazsın, politikasının çok uzun süreceğini sanmıyorum. Zira Mango Türkiye ye ilk geldiğinde alternatifi yoktu ve fast alışveriş politikasıyla mağazada çalışan satış danışmanları sadece reyonlarda ürün katlardı. Şimdi bir daha gittiğinizde dikkat edin servis yapıp ürünün bedenini bulup kendi ellerinle getiriyorlar eskiden bir beden sordun mu '' şırdan bakıcaaksınızzz'' diyen gevşek ağızlı elemanlar bulurdunuz..
Ve son olarak bu tekstil şirketleri araştırmalar olmasına rağmen!!, neden hala beden yelpazesini 42 nin üzerine çıkarmaz Türk iyedeki en büyük beden 42 midir yada 42 yazan bedende 40 kalıbı neden kullanırlar? Büyük bedenlerde kalıp dardır ''aaa bak sen son günlerde çok yemişin bacıım al ben san 42 vereyim ama sen bi 40 ol yanee''
Araştırmalar bir kaç ay önce Türkiye de beden yelpazesinin büyüdüğünü açıklamışlardı. Benim kızım 1.74 boyunda ve 57 kilo ve 13 yaşında ve 41 numara ayakkabı giyiyor ama 36 beden bir pantolona bile giremiyor atık yeni jenerasyonun beden farklılıkları var bunu anlamaları lazım biz obezleri geçin...Yeri gelmişken söyleyeyim 41 numara ayakkabı hiç bir bayan mağazasında yok enteresan..
Bunları neden göz ardı ederler? hadi firmalar savunmaya geçip bir çok açıklama yapabilirler, o zaman bana mağazalarındaki ellerinde kalmış her rengi bulunan 34 bedenleri 37-38 numara ayakkabı numaraların nedenini açıklasınlar.!! hiç bir mağazada inanın 38 üzerinde beden yoktu bu ne anlama geliyor bunu anlayabilirler...39- 40 numara ayakkabı yoktu. Birde kucak dolusu firmalara gizli müşteri sistemi için para öderler...
Net work te bir kaban gördüm 42 beden ama gelin sorun 38 ile 40 arası kalıp kullanılmış ...Net work giymek isteyen kadın 40 bedenin üzerinde olamaması gerek benden söylemesi. Siz siz olun 40 bedenin üzerinde iseniz hiç, bu mağazaya girmeyin.
Sonuç olarak 40 beden üzerinde bir vücutsanız acil dikiş kurslarını tavsiye ediyorum bayanlar dikiş makinaları alalım ''singer her şeyi diker'' misali dikelim buradan da kalıpları çıkartalım anasını satiiimmm..Kumaş bulursunuz ona eminim. Ama ayak numaranız 39 sa çok dolaşmanız lazım onu da özel yaptırıverirsiniz o kadar '' kusura bakmayın mağaza olarak başka mağazamıza beden soramıyorıızzzz''diyen elemanları boğma olasılığımızda aza iner.
.iyi alışverişler :p öperimm..
Bir kere eğer indirim ürünü tükenmişse bir firmanın aynı fiyatta daha ucuz kumaşla satışa geçiyor...Mesela bakınız çok dikkat çekmeyen ürün erkek gömleği...İlk indirimde eğer iyi bir markaysa %20 %30 indirim başladığında zaten ürün tükeniyor o zaman indirim müşterisinin sirkülasyonun dan yararlanmak için aynı renk,aynı model, aynı fiyatta fakat daha dayanıksız, ütü sevmeyen kumaşla satışa geçiyorlar..(damat)
En satılmayan reyonlardan kalkmış depo fazlalığı olan ürünler(Gap, zara, benetton) zara da dün yazlık terlik gördüm düz yani öyle topuklu önü açık ayakkabılardan bahsetmiyorum düz bildiğiniz yazın giyilen terlikler, 3 sezondur gördüğüm baharda satılan tişörtler..Bir yıkamada ağzı burnu kayan tişörtler, mağazaya götürdüğün zaman bir süre sonra size yıkama hatasından kaynaklanmıştır diyerek kağıtla geri verilen ürünler...
Gap iii hiç anlatmayayyım nasıl sinirlenip bu mağazadan bir kaç kez çıkmıştım, öylesine bir göz atayım diye girme gafletinde bulunduğumda indirimsiz sezonda da olduğu gibi, yine aynı ütüsüzz kırışıkk, pazar malı gibi satışa konmuş ürünler vardı. Zaten normal sezonda da indirimde de alırsın bir ürünü ya dikişi patlaktır ya düğmesi elinde kalır müşteriye saygısızlık hiç hak getire bunu bütün markalar için söylüyorum...
Mağaza müdürleri ne iş yapar elemanlar ne iş yapar?
Birde indirimsiz sezonda satılan ama kıyamayıp, indirime dahil edilmeyen ürünler vardı (massimo dutti) sezon başında oradan aldığım uzun kollu tişörtler New season adı altında aynı aldığım fiyatta devam ediyordu..Aklıma gelmişken ne saçma bir satış uygulama politikasıdır ki aynı ürünün başka bedenini mağaza sizin için soramıyor, size barkod numarası ve telefon veriliyor siz gidip kendi imkanlarınızla alıyorsunuz. Massimo Duttinin İzmir gibi bir şehirde tek olduğunu düşünürsek. Ben buradan İstanbul da, atıyorum on mağazasından biri, caddedeki mağazasını arayıp, orada eğer bedeni varsa kendi imkanlarımla, buradan acil uçağa atlayıp mesela gitmeliyim, ki buda bir çare değil çünkü maazallah sen havada iken satılmışta olabilir, alabileyim. Normal sezonda bile sormuyorlar istediğin bedeni, indirimden önce zaten ben gidip sormuştum bedeni yoktu indirimde de yok. Ben böyle satış politikasının içine turşu suyu sıkayım..
Benim bildiğim bize öğretilen müşteri mem nu ni ye ti dir o kadar. İstersen alırsın istersen alamazsın, politikasının çok uzun süreceğini sanmıyorum. Zira Mango Türkiye ye ilk geldiğinde alternatifi yoktu ve fast alışveriş politikasıyla mağazada çalışan satış danışmanları sadece reyonlarda ürün katlardı. Şimdi bir daha gittiğinizde dikkat edin servis yapıp ürünün bedenini bulup kendi ellerinle getiriyorlar eskiden bir beden sordun mu '' şırdan bakıcaaksınızzz'' diyen gevşek ağızlı elemanlar bulurdunuz..
Ve son olarak bu tekstil şirketleri araştırmalar olmasına rağmen!!, neden hala beden yelpazesini 42 nin üzerine çıkarmaz Türk iyedeki en büyük beden 42 midir yada 42 yazan bedende 40 kalıbı neden kullanırlar? Büyük bedenlerde kalıp dardır ''aaa bak sen son günlerde çok yemişin bacıım al ben san 42 vereyim ama sen bi 40 ol yanee''
Araştırmalar bir kaç ay önce Türkiye de beden yelpazesinin büyüdüğünü açıklamışlardı. Benim kızım 1.74 boyunda ve 57 kilo ve 13 yaşında ve 41 numara ayakkabı giyiyor ama 36 beden bir pantolona bile giremiyor atık yeni jenerasyonun beden farklılıkları var bunu anlamaları lazım biz obezleri geçin...Yeri gelmişken söyleyeyim 41 numara ayakkabı hiç bir bayan mağazasında yok enteresan..
Bunları neden göz ardı ederler? hadi firmalar savunmaya geçip bir çok açıklama yapabilirler, o zaman bana mağazalarındaki ellerinde kalmış her rengi bulunan 34 bedenleri 37-38 numara ayakkabı numaraların nedenini açıklasınlar.!! hiç bir mağazada inanın 38 üzerinde beden yoktu bu ne anlama geliyor bunu anlayabilirler...39- 40 numara ayakkabı yoktu. Birde kucak dolusu firmalara gizli müşteri sistemi için para öderler...
Net work te bir kaban gördüm 42 beden ama gelin sorun 38 ile 40 arası kalıp kullanılmış ...Net work giymek isteyen kadın 40 bedenin üzerinde olamaması gerek benden söylemesi. Siz siz olun 40 bedenin üzerinde iseniz hiç, bu mağazaya girmeyin.
Sonuç olarak 40 beden üzerinde bir vücutsanız acil dikiş kurslarını tavsiye ediyorum bayanlar dikiş makinaları alalım ''singer her şeyi diker'' misali dikelim buradan da kalıpları çıkartalım anasını satiiimmm..Kumaş bulursunuz ona eminim. Ama ayak numaranız 39 sa çok dolaşmanız lazım onu da özel yaptırıverirsiniz o kadar '' kusura bakmayın mağaza olarak başka mağazamıza beden soramıyorıızzzz''diyen elemanları boğma olasılığımızda aza iner.
.iyi alışverişler :p öperimm..
14 Ocak 2011 Cuma
BABAM!!
Az sıkıntım varmış gibi şimdi de babama alzheimer başlangıcı tanısı kondu. Ben se bu tanı hakkında temkinliyim nedeni ise yakıştıramamış olmam .Ama tabi bu benim yakıştırmamla olmuyor böyle bir durum varsa kabul edip gereğini yerine getirmek ama internetten araştırdığım kadarıyla hızlı ilerleyen ve sorunlu bir hastalık..Belirtileri gelişmeleri okuduğumda çok şaşırmadığım şeyler çıkıyor ortaya çünkü bazı şeyler ben bildim bileli babamda hep vardı.Babamla genç kızken anlaşmam zordu, daha sonraları da hep zordu şimdi ise daha zor...Neyse bugün doktora gittim şimdilik küçük bir doz ve 14 günlük ilaç verdi.Eczaneden ilacı aldım prospektüsünü görmesin diye çıkardım hormonlarından biri az seviyede salgılanıyormuş unutkanlık yaparmış bunu kullanırsan unutkanlığın geçecekmiş baba dedim ama bin bir soru sorup prospektüsü nerede, neden az bu bir sürü ilacım var içmem bunu diye tutturdu..Zor ikna ettim kafam çok karışık..Son günlerde salmıştı kendini sakal bırakmış kesmiyor bir yere oturdu mu dalgın dalgın bakıyor, bir senedir falan bazı konuşmalarımızı unutuyordu ama bunu yaşlılığına veriyordum.
ne bileyim işte ....dedim ya kafam karışık...canımda sıkkın...Başım ağrıyor...
Babam la hep karmakarışık bir ilişkimiz vardı, çoğunlukla mesafeli sorgulayıcı bir baba oldu.Bazen de anlaşılmaz dercede anlayışlı. Tiyatro okuyamazsın tiyatrocu olmazsın, şehir dışında okuyamazsın, oraya gidemezsin, hele erkek arkadaş, mevzusu bile edilemezdi, sinema gezmek hak getire, şimdi genç jenerasyonun çok şanslı diye düşünüyorum..
Çatışmalarla dolu babamla ilişkimizin hep kötü olmasına rağmen, bugün öğrendiğim hastalığı beni çok üzdü yinede onun hayatımdan gitmemesini, hep yanımda olmasını istiyorum....
ne bileyim işte ....dedim ya kafam karışık...canımda sıkkın...Başım ağrıyor...
Babam la hep karmakarışık bir ilişkimiz vardı, çoğunlukla mesafeli sorgulayıcı bir baba oldu.Bazen de anlaşılmaz dercede anlayışlı. Tiyatro okuyamazsın tiyatrocu olmazsın, şehir dışında okuyamazsın, oraya gidemezsin, hele erkek arkadaş, mevzusu bile edilemezdi, sinema gezmek hak getire, şimdi genç jenerasyonun çok şanslı diye düşünüyorum..
Çatışmalarla dolu babamla ilişkimizin hep kötü olmasına rağmen, bugün öğrendiğim hastalığı beni çok üzdü yinede onun hayatımdan gitmemesini, hep yanımda olmasını istiyorum....
13 Ocak 2011 Perşembe
MİM
Profösör beni mimlemişti sağ olsun anca yanıtlayabiliyorum ...
Dindarsınız ya da değilsiniz, inancınız var ya yok , dinlerini yaşadığını söyleyen insanlarda en çok sizi iten şeyler ne ve neden ?
Benim bildiğim dinimizde şöyle yaptım böyle yaptım demek çok yanlış herkes dinini kendi yaşamalı.Bu tip konuşanlar olunca onlardan acele kaçıyorum..
Sizi siz yapan özelliklerinizden en belirgin olanı ne?
Direkt ve düz bir insan olmam sağa sola kaçmak yok..
-Etrafınızdaki kişilere saygılı mısınız? Neyiniz insanlardan farklı ve ne konuda daha çok saygı bekliyorsunuz?
Saygılı olduğumu düşünüyorum, insanları haksızlık yapması beni delirtiyor
-‘İnsan’ın sizdeki tanımı ne ? Karşınızdaki kişi de olmazsa olmaz dediğiniz özelikler neler ve neden sizin için önemli bunlar ?
Dürüstlük gerekli
Hayata bakışınızı paylaşır mısınız? Sürekli bir şeyler için hayatı suçluyor musunuz yoksa hayatta olması gerekenler bunlar ve olması gerekenler yaşanıyor mu diyorsunuz?
Yoo her insan payına düşeni yaşıyor...
-Sizi en çok huzursuz eden eksikliğiniz ne ? Şunu da düzeltseydim daha huzurlu olurdum dediğiniz, gerçeğiniz, boşvermişliğiniz, gamsızlığınız
Aceleciliğim...
İkisini de dinlerim
-Sizce, sabretmek nedir ve üzerinizde otorite kurmaya çalışan, sizin hakkınızı yiyen insanlara sabretmeli miyiz yoksa karşılık vermelimiyiz? Tepkimiz nasıl olmalı?
Önce sabır sonra kafasına çökmek gerekli..
Bir konuşmada geçti ben böyle bir cümle kurdum:’’ Karşımdaki insan benim için değerli değilse söylediği cümlelerde değerli değildir, isterse hakkımda zanlarla kötü konuşsun hiç farketmez’’ Bunu söylememin nedeni de şu; biliyorum ki bu dünyada en zor şeylerden biri sizi anlamaya kapalı insanlara kendinizi ifade etmeye çalışmak ve birilerini memnun etmeye çalışmak..Peki siz nasıl düşünüyorsunuz bu konuda?
uğraşamam o tiplerle yürüsün gitsin..
-Hangi söz sizi rahatsız eder ve neden?
Geçenlerde birisinin profilinde gördüm dini inanç da SeX yazmış. Her şeye bu lafı kullanmaya başladılar, sex sexi lafından nefret ediyorum...
Başkasında kınayıp da sonra sizinde yaptığınız bir şey var mı? (isteğe bağlı paylaşmak)
Bazen trafik kuralları :)
Dindarsınız ya da değilsiniz, inancınız var ya yok , dinlerini yaşadığını söyleyen insanlarda en çok sizi iten şeyler ne ve neden ?
Benim bildiğim dinimizde şöyle yaptım böyle yaptım demek çok yanlış herkes dinini kendi yaşamalı.Bu tip konuşanlar olunca onlardan acele kaçıyorum..
Sizi siz yapan özelliklerinizden en belirgin olanı ne?
Direkt ve düz bir insan olmam sağa sola kaçmak yok..
-Etrafınızdaki kişilere saygılı mısınız? Neyiniz insanlardan farklı ve ne konuda daha çok saygı bekliyorsunuz?
Saygılı olduğumu düşünüyorum, insanları haksızlık yapması beni delirtiyor
-‘İnsan’ın sizdeki tanımı ne ? Karşınızdaki kişi de olmazsa olmaz dediğiniz özelikler neler ve neden sizin için önemli bunlar ?
Dürüstlük gerekli
Hayata bakışınızı paylaşır mısınız? Sürekli bir şeyler için hayatı suçluyor musunuz yoksa hayatta olması gerekenler bunlar ve olması gerekenler yaşanıyor mu diyorsunuz?
Yoo her insan payına düşeni yaşıyor...
-Savaşların asıl nedeni ne sizce? İnsanoğlu kendinde neyi yok etti ki zulüm denen illet yakasını bırakmıyor dünyanın?
Çıkar çatışması tamamen..Çok tehlikeli..
Çıkar çatışması tamamen..Çok tehlikeli..
Aceleciliğim...
Kalbinizin sesi mi mantığınızın sesi mi? Nede
İkisini de dinlerim
-Sizce, sabretmek nedir ve üzerinizde otorite kurmaya çalışan, sizin hakkınızı yiyen insanlara sabretmeli miyiz yoksa karşılık vermelimiyiz? Tepkimiz nasıl olmalı?
Önce sabır sonra kafasına çökmek gerekli..
Bir konuşmada geçti ben böyle bir cümle kurdum:’’ Karşımdaki insan benim için değerli değilse söylediği cümlelerde değerli değildir, isterse hakkımda zanlarla kötü konuşsun hiç farketmez’’ Bunu söylememin nedeni de şu; biliyorum ki bu dünyada en zor şeylerden biri sizi anlamaya kapalı insanlara kendinizi ifade etmeye çalışmak ve birilerini memnun etmeye çalışmak..Peki siz nasıl düşünüyorsunuz bu konuda?
uğraşamam o tiplerle yürüsün gitsin..
-Hangi söz sizi rahatsız eder ve neden?
Geçenlerde birisinin profilinde gördüm dini inanç da SeX yazmış. Her şeye bu lafı kullanmaya başladılar, sex sexi lafından nefret ediyorum...
Başkasında kınayıp da sonra sizinde yaptığınız bir şey var mı? (isteğe bağlı paylaşmak)
Bazen trafik kuralları :)
11 Ocak 2011 Salı
MEĞER!!!
Meğer ne boş insanmışım
Ne boş işlerle uğraşırmışım
Seni kaybedince anladım.
Ne kadar da kendimle uğraşırmışım
Meğer ne çok alışmışım sana
Sensiz kanadım kolum yokmuş meğer...
Şimdi de sen yoksun..
Yanlızım,
Sana olan özlemim sen ve ben..
Hani diyen cümleleri kurmak istemiyorum,
Bize yakışmaz değil mi?
Kızma bana,
Sensiz olmaya alışamadım...
10 Ocak 2011 Pazartesi
FETİŞİSTMİSİN HACIIIII!!!!!
Aha diyeceksiniz ki başlığa bak hizaya gel...Anlatacağım daha önce benimle röportaj yapan lilacsmell e neden bu blog ismimi koyduğumu açıkça anlatmıştım bunu röportaj adı altındaki yazımda yazmıştım ..Sonra efendime söyleyeyim blogumun profilimi anlat kısmında duran bir yazı var, oradada yazıyor neden bu ismi koyduğum, buraya kadar iyi diyorsunuz değilmi....I ıh değil ciddi tacizlere uğruyorum ben, hem facebooktan hemde bu sayfadan. Facebookta ismimi gören geliyor yanlış anlamayın blog arkadaşlarım onların arkadaşları, ekliyor bende onaylıyorum benim bahsettiğim bu değil bundan memnunum, geçen gün bahsettiğim o çoraplı adamlar, kıllı çoraplılar var, birde normal bir profil görünüp, ardından, fetişist olduğunu anladığım tiplerin sarkıntılık edenleri var onlar!!!... adamı tanımıyorsun ''selam'' diyor ''selam diyorsun bir iki konuşmadan sonra tapır tapır dökülüyor.. diyor ki ''ben çorap çok severim, sende ismin gibi seksi misin, seksi çorap giyermisin?'' işte ''ben kırmızıyı seviyorum. hiç kırmızı giydinmiii'' ''kız arkadaşım şunu giyiyor bunu giyiyor'' ohaaa sana be hacııı. dedim ki en sonunda '' tedavi ol böyle geçmez hayat' 've yasakladım. İşte bu tiplerden çok sıkılıyorum ve korkuyorum...
Bu bulunduğum durum içinde şunu öğrenmiş bulunuyorum ki normal erkek görünüpte gay çıkan erkeklerden sonra, ciddi fetişist erkek sayısının olmuş olması ve benim bunu yeni fark etmiş olmam.. İnanılmaz Çok fazla bu tip erkek var çoğu da doğal olarak çorap seviyor. Tamam bloğumun ismi kadınlara özel, bir blog ismi olsun ve çarpıcı olsun dedim ama inanın bana böyle bir sapma yaşayacağımı hiç düşünemedim. Geçen gün face profilimde yazdım herkes çok güldü kıllı bacaklı profili olan bu hacılara buradan İsmail YK nın o meşhur şarkısını gönderiyorum dedim ''Allah b..anı versin, Allah seni kahretsin'' emiiii :p
İnsanların kendine özel sapmalarına tepki yaptığım anlaşılması bu yazımdan, neden bu ismi koyduğumu anlattığım halde ısrarcı olanlaradır söylemim...
Bloga ilk yazmaya başladığımda benim için sonu biraz üzücü biten bir ilişkim hakkında bir kaç yazı yazmıştım, ama bu ilişkimi bilgisayara dökerken acı çektiğimi anladım ve bu ilişkimle ilgili yazılarıma biraz ara vermek istedim. Tabi bir ilişkiden bahsederken insan bazen kendini tutamıyor ve biraz ayrıntıya girmiş bulunuyorsun, bunu sex seven hatun yada pornografi yazan hatun olarak algılayanları anlamsız insanlar olarak görüyorum. Bunu da söyleyeyim çünkü bu tip yorumlar ve baskılar alıyorum, üstelik biride kadın biliyormusunuz, enteresan ya, insan ne yazacak ne isim koyacak, melun melun yaşayacak onlara kalırsa yada yukarıdaki kadın gibi sexi fotoğraflarla sexi yazılar yazacak o tiplerde mutlu olacak ....
İlk defa bu yazım için sizde yorum rica ediyorum, teşekkür eder iyi akşamlar dilerimm....
Bu bulunduğum durum içinde şunu öğrenmiş bulunuyorum ki normal erkek görünüpte gay çıkan erkeklerden sonra, ciddi fetişist erkek sayısının olmuş olması ve benim bunu yeni fark etmiş olmam.. İnanılmaz Çok fazla bu tip erkek var çoğu da doğal olarak çorap seviyor. Tamam bloğumun ismi kadınlara özel, bir blog ismi olsun ve çarpıcı olsun dedim ama inanın bana böyle bir sapma yaşayacağımı hiç düşünemedim. Geçen gün face profilimde yazdım herkes çok güldü kıllı bacaklı profili olan bu hacılara buradan İsmail YK nın o meşhur şarkısını gönderiyorum dedim ''Allah b..anı versin, Allah seni kahretsin'' emiiii :p
İnsanların kendine özel sapmalarına tepki yaptığım anlaşılması bu yazımdan, neden bu ismi koyduğumu anlattığım halde ısrarcı olanlaradır söylemim...
Bloga ilk yazmaya başladığımda benim için sonu biraz üzücü biten bir ilişkim hakkında bir kaç yazı yazmıştım, ama bu ilişkimi bilgisayara dökerken acı çektiğimi anladım ve bu ilişkimle ilgili yazılarıma biraz ara vermek istedim. Tabi bir ilişkiden bahsederken insan bazen kendini tutamıyor ve biraz ayrıntıya girmiş bulunuyorsun, bunu sex seven hatun yada pornografi yazan hatun olarak algılayanları anlamsız insanlar olarak görüyorum. Bunu da söyleyeyim çünkü bu tip yorumlar ve baskılar alıyorum, üstelik biride kadın biliyormusunuz, enteresan ya, insan ne yazacak ne isim koyacak, melun melun yaşayacak onlara kalırsa yada yukarıdaki kadın gibi sexi fotoğraflarla sexi yazılar yazacak o tiplerde mutlu olacak ....
İlk defa bu yazım için sizde yorum rica ediyorum, teşekkür eder iyi akşamlar dilerimm....
8 Ocak 2011 Cumartesi
KALBİM EGENİN KASABASINDA KALDI!!!
Benim kalbim bir yerde yaşarken hep başka yerde atar. O yer İzmir' 80 km yakında bir kasaba Mordoğan Ardıç.. Daha 10 yaşındayken tanıştığım bir yer, bir tatil kasabası. Yaz tatillerimin baş tacı. İlk evimiz iki katlı bir evin ikinci katındaydı, geceleri yemin ediyorum kurt inerdi evlerimizin yanına yani o kadar doğal bir ortam. Denize 500 metre yürüme mesafesindeydi ev. Biz oraya bir alıştık ki kardeşimin sünneti bile orada oldu. Daha sonra deniz kenarı 50 metre mesafede bir ev yaptırdı babam. Çok olay olmuştu o evin bir benzeri yoktu, çok lüks bir ev oldu, acayip güzel arkadaşlıklar kurduk orada. Gençtik tabi disko ortamı istiyorduk ama öyle bir yer yok, yürüyüş yollarında bile elektrik direği olmayan yerde Disco Disco nerede olsun..
Bir arkadaşımız vardı onun büyük bir teybi vardı kasetli böyle ciddi devasa bir şey onu getirirdi, tabi uzatma kablosuda bizden, komşulardan kim o hafta sonu gelmiyorsa onun balkonunda takardık fişi oooh al sana disko dans ederdik, ederdik, ederdik, sonra tabi slow dans herkes birbirine bakar kim kiminle dans edecek falan sessizlik, bir korku kızlarda dansa kaldırmayacak kimse beni diye bir sıkıntılı hareketler......Yirmi otuz kişilik bir gruptuk hepimizin ailesinin hali vakti yerindeydi. Bazen evleri tamire gelen boyacının oğlu da katılırdı aramıza. Sahilde bir restoran var dı o kadar buluşma yerimiz onun civarı, kimsecikler yoktu bu öyle böyle bir laf değil bu, çok bakir bir yerdi....
Ortaokula giderken ilk dershane ortamlarının çıktığı zamanlar, kardeşimle biz hiç dershane sinema gibi şeylere dahil olamadık, babam bizi cuma günü okul çıkışı kapının önünden alır kışın bile yazlığa kalmaya giderdik. Mordoğan'a yaklaştık mı etrafı kekik kokusu sarar, yolumuzu dağ keçileri keser, onların çanlarının sesini dinler, geçmelerini bekler, öyle yolumuza devama ederdik. Ama evimizin olduğu yerde kimsecikler olmazdı. Tabi o zamanda sıkıcı gelirdi kimsecikler yok sessiz sakin, uyu, sadece TV seyret ders çalış, yemek ye, dağ çileği topla, şömineye odun getir, elektrikler kesik olsun, şöminenin sesinden başka bişey duyma, sıkılırsan çok deniz kenarına git iki taş at gel, bütün atraksiyonumuz bu.
Hafta sonu babam içinse çok hareketli, cuma geç saatte gelsek bile inşaatları kontrol eder, sonra kasabaya iner, ertesi günü kiminle balığa çıkacaksa organizasyonu yapar, teknesini hazırlar cumartesi sabahıysa, sabah dört beş gibi balığa gider akşam altı, yedilerde dönerdi... Fakat ne balıklarla gelirdi ya rabbim abartmıyorum karidesler çuvalla, elli kiloya yakın balık, her cins, çipura, mezgit, a bize levrek, barbun, sargos, o bölgeye has bir balık mercan çipuranın aynısı pembe renktir, kimsede yok iken deep fresee bizde vardı yurt dışından getirmişti babam ona istiflerdi. Teyzemlere, anneanneme, dayımlara herkese götürürdük. Haftanın beş günü balık, buğulama, kızartma, mangal, balık çorbası. Yemin ediyorum kuru fasulyeye hasret kalmıştım. Benim kadar kimse balık yememiştir çocukluğunda. Şimdi kulağa çok lüks geliyor bu saydığım balıkları haftanın her günü yemek. İyi bir balığın kilosunu bugünlerde 65 TL den başladığını düşünürsek..
Yazları sabah altıda kalkar bize 7 km uzaklıktaki Kaynar pınar yürüyüş yapar dönüşte koşarak eve döner, eve gelince kahvaltımı yapar hemen gözlüğümle şnorkelimi alır denize bir girerdim o giriş. Upuzun bir sahilde toplasan 50 kişi olurdu gün içinde. Bir arkadaşım vardı Harun onunla o koy senin bu koy benim yok , ayıbalığı, yok içmeler dolaşırdık öyle. Gerçi şimdi Harun'un işi yine buna benzer bir şey, bir ara folk balıklarını koruma derneği falan kurdu. Ayı balığı dediğim yerde denizin içinde bir mağara vardı orada kışın ayıbalıkları yavrulardı hala daha yavrulamak için gelirler oranın ismi o yüzden ayıbalığı dar. Yazın oraya yürüyerek giderdik sahili falan yoktu kayalık bir yer direk atlayarak girerdin denize, annemler bin bir tembih dikkatli olun kafanızı patlatmadan gelin derlerdi, yanımıza bir sürü yiyecek vererek gönderirdi bizi..
Şimdi iseeeee orasııı bir kalabalııık, bir kalabalıkk denize girecek yer bulamazsın yaz aylarında, değil denize girecek yer sahilde havlunu katlayıp koyacak yer bile yok, ayıbalığı desem gelişmekten nasibini almış doğal ortamın içine beach clup şeklinde edilmiş durumda..En çok sinir olduğum şey gün içinde deniz kenarına gelen insanların kumların üstünde karpuz kabuğunu, pet şişelerini, sigara izmaritlerini bırakmaları, gördüm mü bunu yapan insanları bildiğim tüm küfürleri sayıyorum arkalarından. Bazendi kavga çıkartıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim belkide ödenek alamamalarından mıdır nedir Belediye çalışmıyor bu kesin o kadar sahilde bir çöp kovası yok sahilin çıkışında küçük çöp kutuları var o kadar yığınlık, pislik, sinek gırla..
Böyle bir doğal ortamın giderek yavaş yavaş kirlenmesi beni çok üzüyor.
Bugün hava güzel. Birazdan çocukları alıp oraya gideceğim, belki yarın akşam döneceğiz, üzgünüm ama balık tutamayacağız, artık denizlerimizde balık yok, bari kimse yokken tadını çıkartayım şöminenin karşısında bir miskinlik yapayım. Dağ çileği toplayayım çocuklarla... Denize bir iki taş atayım, donayım orada ay ne atraksiyon ne atraksiyon....Size de iyi hafta sonları olsun..
Bir arkadaşımız vardı onun büyük bir teybi vardı kasetli böyle ciddi devasa bir şey onu getirirdi, tabi uzatma kablosuda bizden, komşulardan kim o hafta sonu gelmiyorsa onun balkonunda takardık fişi oooh al sana disko dans ederdik, ederdik, ederdik, sonra tabi slow dans herkes birbirine bakar kim kiminle dans edecek falan sessizlik, bir korku kızlarda dansa kaldırmayacak kimse beni diye bir sıkıntılı hareketler......Yirmi otuz kişilik bir gruptuk hepimizin ailesinin hali vakti yerindeydi. Bazen evleri tamire gelen boyacının oğlu da katılırdı aramıza. Sahilde bir restoran var dı o kadar buluşma yerimiz onun civarı, kimsecikler yoktu bu öyle böyle bir laf değil bu, çok bakir bir yerdi....
Ortaokula giderken ilk dershane ortamlarının çıktığı zamanlar, kardeşimle biz hiç dershane sinema gibi şeylere dahil olamadık, babam bizi cuma günü okul çıkışı kapının önünden alır kışın bile yazlığa kalmaya giderdik. Mordoğan'a yaklaştık mı etrafı kekik kokusu sarar, yolumuzu dağ keçileri keser, onların çanlarının sesini dinler, geçmelerini bekler, öyle yolumuza devama ederdik. Ama evimizin olduğu yerde kimsecikler olmazdı. Tabi o zamanda sıkıcı gelirdi kimsecikler yok sessiz sakin, uyu, sadece TV seyret ders çalış, yemek ye, dağ çileği topla, şömineye odun getir, elektrikler kesik olsun, şöminenin sesinden başka bişey duyma, sıkılırsan çok deniz kenarına git iki taş at gel, bütün atraksiyonumuz bu.
Hafta sonu babam içinse çok hareketli, cuma geç saatte gelsek bile inşaatları kontrol eder, sonra kasabaya iner, ertesi günü kiminle balığa çıkacaksa organizasyonu yapar, teknesini hazırlar cumartesi sabahıysa, sabah dört beş gibi balığa gider akşam altı, yedilerde dönerdi... Fakat ne balıklarla gelirdi ya rabbim abartmıyorum karidesler çuvalla, elli kiloya yakın balık, her cins, çipura, mezgit, a bize levrek, barbun, sargos, o bölgeye has bir balık mercan çipuranın aynısı pembe renktir, kimsede yok iken deep fresee bizde vardı yurt dışından getirmişti babam ona istiflerdi. Teyzemlere, anneanneme, dayımlara herkese götürürdük. Haftanın beş günü balık, buğulama, kızartma, mangal, balık çorbası. Yemin ediyorum kuru fasulyeye hasret kalmıştım. Benim kadar kimse balık yememiştir çocukluğunda. Şimdi kulağa çok lüks geliyor bu saydığım balıkları haftanın her günü yemek. İyi bir balığın kilosunu bugünlerde 65 TL den başladığını düşünürsek..
Yazları sabah altıda kalkar bize 7 km uzaklıktaki Kaynar pınar yürüyüş yapar dönüşte koşarak eve döner, eve gelince kahvaltımı yapar hemen gözlüğümle şnorkelimi alır denize bir girerdim o giriş. Upuzun bir sahilde toplasan 50 kişi olurdu gün içinde. Bir arkadaşım vardı Harun onunla o koy senin bu koy benim yok , ayıbalığı, yok içmeler dolaşırdık öyle. Gerçi şimdi Harun'un işi yine buna benzer bir şey, bir ara folk balıklarını koruma derneği falan kurdu. Ayı balığı dediğim yerde denizin içinde bir mağara vardı orada kışın ayıbalıkları yavrulardı hala daha yavrulamak için gelirler oranın ismi o yüzden ayıbalığı dar. Yazın oraya yürüyerek giderdik sahili falan yoktu kayalık bir yer direk atlayarak girerdin denize, annemler bin bir tembih dikkatli olun kafanızı patlatmadan gelin derlerdi, yanımıza bir sürü yiyecek vererek gönderirdi bizi..
Şimdi iseeeee orasııı bir kalabalııık, bir kalabalıkk denize girecek yer bulamazsın yaz aylarında, değil denize girecek yer sahilde havlunu katlayıp koyacak yer bile yok, ayıbalığı desem gelişmekten nasibini almış doğal ortamın içine beach clup şeklinde edilmiş durumda..En çok sinir olduğum şey gün içinde deniz kenarına gelen insanların kumların üstünde karpuz kabuğunu, pet şişelerini, sigara izmaritlerini bırakmaları, gördüm mü bunu yapan insanları bildiğim tüm küfürleri sayıyorum arkalarından. Bazendi kavga çıkartıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim belkide ödenek alamamalarından mıdır nedir Belediye çalışmıyor bu kesin o kadar sahilde bir çöp kovası yok sahilin çıkışında küçük çöp kutuları var o kadar yığınlık, pislik, sinek gırla..
Böyle bir doğal ortamın giderek yavaş yavaş kirlenmesi beni çok üzüyor.
Bugün hava güzel. Birazdan çocukları alıp oraya gideceğim, belki yarın akşam döneceğiz, üzgünüm ama balık tutamayacağız, artık denizlerimizde balık yok, bari kimse yokken tadını çıkartayım şöminenin karşısında bir miskinlik yapayım. Dağ çileği toplayayım çocuklarla... Denize bir iki taş atayım, donayım orada ay ne atraksiyon ne atraksiyon....Size de iyi hafta sonları olsun..
Merak edenler için;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mordo%C4%9Fan,_Karaburun
http://www.varbak.com/izmir-mordogan-ayibaligi-t121692.html
http://www.mordoganrehberi.com/index.php?gorev=habergoster&sira=105
6 Ocak 2011 Perşembe
ARKADAŞIMI KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR!!!
Bugünlerde çok yalnızlık çekiyorum. Görüşebildiğim bir arkadaşım yok. Telefonuma elime alıyorum arkadaşlarımdan birini arayayım da geyik yapayım diyorum olmuyor, bu işte, buda işte, bununla görüşmüyorum, bu İstanbul da, bunu hep ben arıyorum bir kere aramıyor, bunun küçük çocuğu var her zaman açamaz telefonu, aha bir bakıyorum arayacak kimse yok. Çocukluğumdan beri sosyal arkadaş canlısı olan bir insandım zamanla bazı ayıklamalar oldu tabii o başka ama insanın hiç bir oturduğu evin, apartmanında hiç mi yaşıtı olmaz? Yani bir komşu olsun yaşıtın, olsun onunda senin gibi küçük çocuğu yok abi denk gelmiyor hep yaşlı, çalışan evde olmayan insanlara denk geliyorum. Biri olsun apartmanda sabah sana kahvaltıya gelsin sen git, iki dakika kahveye çık bir hava al yok yok yok. Apartmanda bir biz varız birde yaşlı bir çift. Alt katımda kiler Almanya da yaşıyorlar yazın bir ay buradalar o zamanda ben yazlıktayım, üst katımda kiler İsviçre de onlarda öyle yazın geliyorlar, uluslararası bir apartman olarak yaşıyoruz...
Aslında çok arkadaşım var ama çoğu çalışıyor. İş yine çalışmaya geldi iş, iş, iş....En iyi arkadaşımdan ikisi karşı tarafta, üçü İstanbul da, biri Ankara da yaşıyor bu durumda olayı şehirler arası arkadaşlığa dönüşüyor.....Aslında çok yakınımda oturan kızımın arkadaşının annesiyle üç, dört seneye yakın bir arkadaşlığımız vardı. Sabahın köründe akşam geç saatte ve ya hayatlarımızda tatsız bir olay olduğunda birbirimize telefon açar anlatırdık. Çok samimi olduğum biriydi, öyle ki, her gün buluşup bir şeyler yapardık, ya kahvaltıya o bana gelir, ya ben öğle yemeğine ona, bospa pazarına beraber gitme aktivitelerinde bulunurduk. Fakat ben ameliyat olduğum günden bir gün önce konuştuk hastaneye yatacağım, şöyle olacak , böyle olacak diye, hastaneye yattığım gün bana telefon açmadı, ameliyattan sonrada açmadı, hastanedeyken internete girip bir baktım ki bana facebook dan geçmiş olsun mesajı yazmış, ba ba ba ba. Şok oldum. Mesaj attım bana geçmiş olsun'u facebook tan söyleyecek kadar mı samimiydik diye...Cevaba bakın'' anlamsız mesaj hayatın içinde bazen , koşuşturmalar olur insanlar vakit bulamayabilir, bir telefonda olur, bir ziyarette, ve ya mesajda'' aha hemen arkadaşlığımı kestim tabii. Arkadaşlığı devam ettirmek anlamsızdı sabahın köründe hüngür hüngür ağlayıp derdini anlatan, ve ya evinden çıkmayan bir insan sana telefonla dahi olsa geçmiş olsun'u çok görüyorsa demek ki gerçekten arkadaşın değilmiş.. Yanlış mıyım..
Sonuç olarak abilerim ablalarım, kardeşlerim yalnızım, bu soğuk kış günlerinde çekilmiyor yaa...İnşallah spora giderken kendime, kendi ölçülerimde bir arkadaş bulurum :p.
Ya öyle acır gözlerle bakmayın bana..hayırr... :P
Aslında çok arkadaşım var ama çoğu çalışıyor. İş yine çalışmaya geldi iş, iş, iş....En iyi arkadaşımdan ikisi karşı tarafta, üçü İstanbul da, biri Ankara da yaşıyor bu durumda olayı şehirler arası arkadaşlığa dönüşüyor.....Aslında çok yakınımda oturan kızımın arkadaşının annesiyle üç, dört seneye yakın bir arkadaşlığımız vardı. Sabahın köründe akşam geç saatte ve ya hayatlarımızda tatsız bir olay olduğunda birbirimize telefon açar anlatırdık. Çok samimi olduğum biriydi, öyle ki, her gün buluşup bir şeyler yapardık, ya kahvaltıya o bana gelir, ya ben öğle yemeğine ona, bospa pazarına beraber gitme aktivitelerinde bulunurduk. Fakat ben ameliyat olduğum günden bir gün önce konuştuk hastaneye yatacağım, şöyle olacak , böyle olacak diye, hastaneye yattığım gün bana telefon açmadı, ameliyattan sonrada açmadı, hastanedeyken internete girip bir baktım ki bana facebook dan geçmiş olsun mesajı yazmış, ba ba ba ba. Şok oldum. Mesaj attım bana geçmiş olsun'u facebook tan söyleyecek kadar mı samimiydik diye...Cevaba bakın'' anlamsız mesaj hayatın içinde bazen , koşuşturmalar olur insanlar vakit bulamayabilir, bir telefonda olur, bir ziyarette, ve ya mesajda'' aha hemen arkadaşlığımı kestim tabii. Arkadaşlığı devam ettirmek anlamsızdı sabahın köründe hüngür hüngür ağlayıp derdini anlatan, ve ya evinden çıkmayan bir insan sana telefonla dahi olsa geçmiş olsun'u çok görüyorsa demek ki gerçekten arkadaşın değilmiş.. Yanlış mıyım..
Sonuç olarak abilerim ablalarım, kardeşlerim yalnızım, bu soğuk kış günlerinde çekilmiyor yaa...İnşallah spora giderken kendime, kendi ölçülerimde bir arkadaş bulurum :p.
Ya öyle acır gözlerle bakmayın bana..hayırr... :P
4 Ocak 2011 Salı
KAVİTASYON
Çok kafam atarsa bunlardan olabilirim :p
Geçenlerde size Haşimatodan bahsetmiştim biliyorsunuz, doktorum metabolizmamı ilaç artı sporla hızlandırabileceğimi, bebeği birisine bırakıp profesyonel bir spor ekibinden yardım almamı istedi böylece metabolizmam hızlanabilecek, herkes bir haftada spor yaparak atıyorum 1 kilo veriyorsa bende 250 gr verebileceğim ancak o kadar hızlanabiliyor benim motor :p üünşallahhh. Ama tabi ekim ayında geçirdiğim safra kesesi ameliyatından sonra spor izni Ocağın sonuna doğru bitiyor. Bende araştırmaya gireyim dedim, yakınımda ki spor salonlarını yakın takibe alıp incelemeye ve ziyaretlerime başlayayım dedim. Yolumun üzerinde gördüğüm bir spor salonuna girdim, girerken daha hah keşke girmeseydim dedim. Çünkü spor salonundan çok vücut geliştirme merkezine benziyordu içerde küçük kafalı büyük vücutlu, bir sürü erkek vardı enteresan olansa azımsanmayacak şekilde bu tiplere benzeyen kadınlarında olmasıydı. Zaten lafı fazla uzatmadan boş muhabbet yapıp çıktım. Tamamen vücut geliştirme merkezi olduğuna kanaat getirmiştim çünkü.
Oradan çıkıp sahile doğru yürüyünce bir güzellik merkezi gözüme çarptı kavitasyonda fırsat %50 yazmış, bir gireyim şuraya dedim. Biliyormusunuz bilmiyorum son zamanlarda bir kavitasyon çılgınlığı yaşanıyor, Gülben ergen bir açıklama yapmıştı Kavitasyonla zayıfladııım diye bir patlama yaptı bu olay tabii. Kavitasyon bilmeyenler için kısa bir anlatım yapayım
''Kavitasyon, Cildin dış yüzeyine uygulanan ultrasonun yayılması, yağ dokusundaki hücre sıvısında ani ve yüksek basınç değişikliklere dayanan bir yöntemdir. Bölgesel yağlanma ve selüloitle ses dalgaları yardımıyla savaşan, cerrahi olmayan bir yöntemdir 5 ila 20 cm incelme sağlar''
Girdim kavitasyonla ilgili merkeze, bilgi istedim işte, kız anlatı bıdı bıdı bıdı bir saat,'' makineyi görebilirliyim'' dedim ''tabii'' dedi odaya girdik bir beyaz makina eskiden kaloriferi çalıştıran ana makinaları vardı ona benzer bir şey, pek bir kullanılmışa benziyordu makinayı pek gözüm tutmadı :p işte'' fiyatı ne kadar'' dedim kız ''12 seans 690'' dedi...
Bir düşündüm bu kadar ucuz olmaması gerek diye ama %50 indirim olabilir dedim.Dediki ''bu ay sonuna dek geçerli'' günlerden 27 aralık alaa alla dedim kendi kendime ne iş.. Çıktım oradan eğer spor ve kavitasyon ikisi bir arada yaparsam daha iyi sonuç alabilirim diye düşüncesiyle güzellik merkezlerine kaydı gözüm. Ben bu araştırmayı derinleştireyim dedim bir yer geldi aklıma Alsancak ta Estetik doktorunun birde güzellik merkezi var oraya gittim. Daha ciddi bir yer tabi doktor olması dolayısıyla. Oradaki kızda anlattı bıdı bıdı bir saat makinaya bakmak istedim, tabi dedi kız girdik makinanın olduğu odaya, aha aynı makina değil bu daha değişik daha fonksiyonel ve ciddi yepyeni bir şey. Bu sefer gözüm tuttu makinayı. ''Ne kadar kaç seans'' dedim kız ''10 seans 1800 peşin 1600'' dedi oohaa dedim bu kadarda abartma maknayı almıyoruz..
Dedim karşıyakada var 700 e yapan. Kız patlattı en sonunda olayı ''onlar şu an en son günlerini yaşıyor'' dedi güzellik merkezlerine kavitasyon türü şeyler yasaklanıyormuş 1 ocaktan sonra, haaa dedim anlaşıldıııı olay...Artık doktorların olduğu güzellik merkezlerine izin varmışşş. Millet gider ayak eski püskü makinasını değerlendiriyormuş anlayacağın. Fiat biraz tuzlu geldi düşüneyim dedim. Oradan çıktım bir kaç apartman gittim daha bir yer gördüm, burayı da gezeyim dedim orayı da gezdim, fakat oradan farklı bir reaksiyon aldım...
Şimdi gülün kavitasyon zayıflamak için değilmi? evet!! kız bana dediki ''siz kavitasyon için biraz farklı bir yöntem denemelisiniz!'' eeee nee? önce diyetisyenimizle görüştürelim sizi sonra kavitasyona girelim ..Ahahah kız zayıflada gel dediii yani inanılmaz ya oysaki ben estetik doktorunun yanından geliyorum ve kadın plastik cerrah yani ameliyat yapıyor bacııım, boru değil bana böyle bir şey söylemedi kavitasyon yağ çekme işleminin acısız ve ağrısız olanıdır dedii..
.İnanılmaz yerler yaa bunlar çok dikkatli olmak lazım. Sonuç olarak koca kıçımı ve bili mum yerlerimide, alıp spor salonuna (Spor salonuda bire bir spor yaptıran profesyonel bir yer onuda söyleyeyim öyle sen şunda beş yap bunda 1 yap deyip başından savmıyorlar hareketleri bizzat hocanla birlikte yapıyorsun onun yanında plates de yapıyorsun,power plate de.http://www.body-graphy.com/..)..oradan da sonra doktorun olduğu merkeze... Marş marş benim gibi arayışlarda olanlara söyleyeyim dedim çok araştırsınlar.....
Oradan çıkıp sahile doğru yürüyünce bir güzellik merkezi gözüme çarptı kavitasyonda fırsat %50 yazmış, bir gireyim şuraya dedim. Biliyormusunuz bilmiyorum son zamanlarda bir kavitasyon çılgınlığı yaşanıyor, Gülben ergen bir açıklama yapmıştı Kavitasyonla zayıfladııım diye bir patlama yaptı bu olay tabii. Kavitasyon bilmeyenler için kısa bir anlatım yapayım
''Kavitasyon, Cildin dış yüzeyine uygulanan ultrasonun yayılması, yağ dokusundaki hücre sıvısında ani ve yüksek basınç değişikliklere dayanan bir yöntemdir. Bölgesel yağlanma ve selüloitle ses dalgaları yardımıyla savaşan, cerrahi olmayan bir yöntemdir 5 ila 20 cm incelme sağlar''
Girdim kavitasyonla ilgili merkeze, bilgi istedim işte, kız anlatı bıdı bıdı bıdı bir saat,'' makineyi görebilirliyim'' dedim ''tabii'' dedi odaya girdik bir beyaz makina eskiden kaloriferi çalıştıran ana makinaları vardı ona benzer bir şey, pek bir kullanılmışa benziyordu makinayı pek gözüm tutmadı :p işte'' fiyatı ne kadar'' dedim kız ''12 seans 690'' dedi...
Bir düşündüm bu kadar ucuz olmaması gerek diye ama %50 indirim olabilir dedim.Dediki ''bu ay sonuna dek geçerli'' günlerden 27 aralık alaa alla dedim kendi kendime ne iş.. Çıktım oradan eğer spor ve kavitasyon ikisi bir arada yaparsam daha iyi sonuç alabilirim diye düşüncesiyle güzellik merkezlerine kaydı gözüm. Ben bu araştırmayı derinleştireyim dedim bir yer geldi aklıma Alsancak ta Estetik doktorunun birde güzellik merkezi var oraya gittim. Daha ciddi bir yer tabi doktor olması dolayısıyla. Oradaki kızda anlattı bıdı bıdı bir saat makinaya bakmak istedim, tabi dedi kız girdik makinanın olduğu odaya, aha aynı makina değil bu daha değişik daha fonksiyonel ve ciddi yepyeni bir şey. Bu sefer gözüm tuttu makinayı. ''Ne kadar kaç seans'' dedim kız ''10 seans 1800 peşin 1600'' dedi oohaa dedim bu kadarda abartma maknayı almıyoruz..
Dedim karşıyakada var 700 e yapan. Kız patlattı en sonunda olayı ''onlar şu an en son günlerini yaşıyor'' dedi güzellik merkezlerine kavitasyon türü şeyler yasaklanıyormuş 1 ocaktan sonra, haaa dedim anlaşıldıııı olay...Artık doktorların olduğu güzellik merkezlerine izin varmışşş. Millet gider ayak eski püskü makinasını değerlendiriyormuş anlayacağın. Fiat biraz tuzlu geldi düşüneyim dedim. Oradan çıktım bir kaç apartman gittim daha bir yer gördüm, burayı da gezeyim dedim orayı da gezdim, fakat oradan farklı bir reaksiyon aldım...
Şimdi gülün kavitasyon zayıflamak için değilmi? evet!! kız bana dediki ''siz kavitasyon için biraz farklı bir yöntem denemelisiniz!'' eeee nee? önce diyetisyenimizle görüştürelim sizi sonra kavitasyona girelim ..Ahahah kız zayıflada gel dediii yani inanılmaz ya oysaki ben estetik doktorunun yanından geliyorum ve kadın plastik cerrah yani ameliyat yapıyor bacııım, boru değil bana böyle bir şey söylemedi kavitasyon yağ çekme işleminin acısız ve ağrısız olanıdır dedii..
.İnanılmaz yerler yaa bunlar çok dikkatli olmak lazım. Sonuç olarak koca kıçımı ve bili mum yerlerimide, alıp spor salonuna (Spor salonuda bire bir spor yaptıran profesyonel bir yer onuda söyleyeyim öyle sen şunda beş yap bunda 1 yap deyip başından savmıyorlar hareketleri bizzat hocanla birlikte yapıyorsun onun yanında plates de yapıyorsun,power plate de.http://www.body-graphy.com/..)..oradan da sonra doktorun olduğu merkeze... Marş marş benim gibi arayışlarda olanlara söyleyeyim dedim çok araştırsınlar.....
3 Ocak 2011 Pazartesi
YORUM
Şimdi bende blogla ilgili bir saplantı oluştu. Yazı yazdığımda yorumlar kısmına yorum geldiğinde kendimi hediye almış gibi seviniyorum.Yada biri beni izlemeye aldığında veya istatiklerin rakamları değiştiğinde aynı şeyi hissediyorum.
Bugün http://www.facebook.com/home.php#!/BlogDergisi beni tanımlamış buda bir hediye gibi geldi bana süper....Sevindim. Bunlar çok motive edici şeyler diye düşünüyorum.Yorum atan arkadaşlarda çok motive ediyor beni çok teşekkür ediyorum yeri gelmişken söyleyeyim. Öyleyse yazmaya devam....
Bugün http://www.facebook.com/home.php#!/BlogDergisi beni tanımlamış buda bir hediye gibi geldi bana süper....Sevindim. Bunlar çok motive edici şeyler diye düşünüyorum.Yorum atan arkadaşlarda çok motive ediyor beni çok teşekkür ediyorum yeri gelmişken söyleyeyim. Öyleyse yazmaya devam....
ÖYLESİNE!!
Deniz kenarındaki evimizdeyiz
kanepede, sen televizyon seyrediyorsun,
ben dizinde, kitap okuyorum
yaramaz köpeğimiz paşada dibimizde.
Hava az güneşli soğuk
şömineden odunların yanma sesi geliyor.
Birazdan yemek yapacaksın
bende salata
şarplarımızı yudumlayacağız keyifle,
bol bol sohpet edeceğiz bıkmadan.
Sahilde yürüyeceğiz
küçük küçük öpeceğim seni,
huzur bu demek değil
bizim için...............
A.Ö ye...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














