24 Şubat 2011 Perşembe

RUHUNUZU KATTIĞINIZ YAZILARINIZ NEREDE?

Bir çok blog takip ediyorum, okuyorum, bazen yorum yapıyorum, bazende yapamıyorum bundan dolayı gücenen arkadaşlarım varsa, özür diliyorum buradan. Yaratıcı bloglar var, yemek blogları var alışveriş blogları var, şiir yazan güzel arkadaşlar var, güzel bilgileri kişilerin kaleminden yazan ama resimlerini kendi yapan bloglar var birde günlüğe benzer yazılar yazan bloglar var biliyorsunuz, bu blogları okurken kendimi okumak için o kadar çok zorluyorum ki bakıyorum ki beni zorluyor karmaşık konuşmalar, karışık sayfalar, okumadan çıkıyorum gereksiz bilgiye giriyor çünkü "sabah kalktım tost yaptım a... koy...dumun tost makinası bozulmuş" alla allah ee ""bugün okulda bi çocuk vardı ona böcük diyelim"" :p iyi sen de...Yazmak biraz şevkat ister, duyguyu hissettirmek ister, ruhunuzu kattığınız yazılarınız nerede? Ha şu anlaşılmasın ben güzel yazarım, herkesden iyi yazarım, sizden iyiyim anlamına gelmiyor, ama okuyanlara saygımdan dolayı daha iyi, daha da iyi yazmaya çalışıyorum beğenmediğim anlatmak istediğimi anlatamadığım yazıyı aylarca taslakta beklettiğim oluyor ilk zamanlarda yazdığım özensiz bulduğum yazılarım kaldırdım......
Seni izlemeye karar verdiysem sende bana okuyanına saygılı olmalısın..Eee ne zorluyorsun okuma diyebilirsiniz, o blogları kendimi okumaya zorlamamın nedeni yazan arkadaşlarıma saygımdan dolayıdır. Fakat bazen yazdıklarına anlam veremiyorum bu blogların okurken yazdıklarının amaçlarını anlamış değilim ha evet bir amaçları var puccaya benzemek, onun gibi anlatmak, izleyiciye sahip olmak ve kitap çıkartmak, erkek bloglar bile puccadan etkileniyorlar inanılmaz birbirini takip eden resimleri bile aynı olan bloglar var.
Bir küfürdür gidiyor, bir boş vermişlik, özensiz cümleler, kelimeler...Kimsenin yaptıracağı yada yaptırdığı ağdanın en ince ayrıntısını öğrenmek sizce çok gereklimidir?... O zaman böyle bir yazı yazacaksan izleyici gagetini kapalı tutacaksın, yorum yaptırmayacaksın çünkü bu senin ağdacınla yaşadığın bir sorun, orasıda senin internetteki günlük tuttuğun yer..Birde sen s..git, lan, nan, amk, s...kim gibi bir sürü gereksiz küfürlerle dolu anlamız cümleler olan  bu blogların taklitten ileri gidemiyeceklerini hepimiz görüyoruz...Erkeklerde ise enteresan olan küfür eden pek yok tek, tük var buyrun bakalım.
Geçenlerde kızlar, Facebook gruplarda, aralarında konuşuyorlardı ve küfür etmelerinin erkeklerle aralarındaki farkı kaldırdığını düşündüklerini söylediler...
Boşverin kızlar erkeklerle aramızda bir fark kalsın biz ince insanlarız, doğamızda duygusallık, incelik var böyle kalsın olurmu...

ÇÖPÇÜ SÜPER İNCE :P

Bu spora başladım dedim ya temiz ayakkabı ile spor yapmak gerektiği için daha beş altı aylık spor ayakkabılarımı çantama koymak için bir poşete koydum, spora gittim nasıl yağmur yağıyor anlatamam geldim salona, Ebru hoca galoş "giyelim içeriye giderken" gerek yok ayakkabılarımı getirdim dedim açtım çantamı a aaaa oda ne ayakkabı yok "unutmuşum"dedim gittim geldiğim ayakkabılarımın altını yıkadım sildim bir sürü işlem yaptım, sporumu yaptım, gittim eve öyle bir yorulmuşum ki uyudum biraz. Uykumda aniden fırladım "ayakkabılar"dedim evin içinde dolanmaya başladım yok ayakkabılar deliricem. Bir durdum düşündüm aklıma geldi çıkarken çöp atmıştım onlarla atmış olabilirim dedim o kadar işlek bir sokakki benim sokağım günde on tane çöp karıştıran kişi geçiyor, inşallah almamışlardır diye konuşa konuşa çöpe doğru hızlı yürüdüm.
Çöpün içine baktım şöyle bayağı bir çöp var bişey görünmüyor elime geçirdim bir poşet karıştır babam karıştır. .Bu arada mahallenin ne çöp attığını ne marka kullandığını görmüş oldum..Baktım çöp tenekesi derin ulaşamıyorum eve çıktım o yeşil kaıln eldivenlerden aldım yoldan geçenler bana bakıyor iki yaşlı teyzecik üzerime bir bakıp"görüyormusun ne hala düşürdüler insanı gencecik kadın cık cık"  konuşma yaparak geçti yanımdan, hararetli araştırma içerisinde olduğum için teyzeciimmm diyen bir cümle kuramadım onlara..
Sonra çöpçü Emin abi geldi o yardımcı oldu karıştırdı biraz "yok almışlardır" dedi eldiveni vermeye çalıştı "yok sende kalsın eldiven" dedim umutsuz canım sıkkın çözülen bağcıklarımı bağlıyordum kiii aklıma ilerideki çöp tenekesine çöpü attığım geldi hemen koşarak sokağın diğer  çöp tenekesine gittim o çöpe, abi bir doğalgazlı apartmanların olduğu sokakta hangi bir kişilik soba pisliği atabilirki, inanılmaz bir toz duman üstelik kaptırmışımda eldiveni sinirlerim zıpladı bir an, kendime bir kızdım ama allahtan o soba pisliği olduğu için karıştırmamışlar o çöpü fazla. İki kedi deştiklerime ortak olmaya çalıştı pişşt hiişşt yaptım onlara ve en sonunda ayakkabılarımı bulduuum..Ama üstüm başım sağım solum heryerim battı, bedava şeker bulmuş çocuklar gibi eve koşarak gittim üzerimdekileri montumda dahil hhepsini attım çamaşır makinasına kendimide haşlak suyun içine çamaşır suyuna batırdım sonrada oturup halime güldüm iyiymi?

21 Şubat 2011 Pazartesi

BEN BU KİLOLARIIINNN!!!



 http://www.body-graphy.com/index.html








Kendimi buraya emanet ettim, gitti!!Spor hocalarımız beni bir Enstrüman gibi kullanır artık..

Berbat durumdayım, sürünerek eve geldim bu nasıl bir şey yaaaa!!!
Spor yapmak...Adımlarımı eve gelirken  yaşlı bir teyzenin adımları gibi atarak geldim..Anında koltuğa yığıldım..İlk günlerde böyle olur biliyorum, ama bu eski ben olmadığım için işkence gibi geçti spor. İlkokulda basket oynadım, ortaokulda atletizm derecelerim var, üniversitede yüzme derecelerim var, ama bugün spor işkence oldu bana puffff.
Bu gün bazı testler yaptı Ebru hoca, yağ, kas, vücuttaki su, falan filan, sonuçları söylemeyeyim, spor yapmamış bir vücut yok dolayısıyla ama hamlık istemediğin kadar kısacasııııı sıkı durun 18,5 kilo, kilo cuukk vermem lazım onu da üç ay içerisinde yaparmıyım, bilemiyoruuum, üç aylık bir üyelik aldım yazın yazlıkta olduğum için.
Ayyy vazgeçsemmiii çok kararsızım hayatım bir anda karardı gibi bir şey..Umutsuzum kendimdeeeen....yok bu hafta hep gideceğim düzenli sporumu yapacağım, diyet listemi uygulayacağım, sonrada hoop gitsin kilolar.. :p
20 dakikalık kardio yaparken ekranda,'' bu ritimle yürürsen ancaaa bir saatte 320 kalori verirsin '' yazıp yazıp söndü delirdim beynimde de bir şeyler yanıp söndü mesela,, dün akşam yediğim pasta dilimini aklıma geldi, düşündüm kesin 400 kaloriyi geçiyordur, yani kıytırık köpüklü çikolatalı bir dilim pasta eşittir bir saat yürüyüş vaş vaşşşşş. Yolda gelirken dün yediğim etsiz çiğ köftede geldi aklıma bir suçluluk duygusu kapladı beni amanııınn... Dersi bitirirken Ebru hocayla devasa bir aynanın karşısında rahatlama hareketleri yaptık, kendimi yemin ediyorum bir fil yavrusu gibi gördüm..Hani biraz daha geç kalsam fil gibi görürdüm herhalde..Allah nerede kilo verecekler varsa yardımcısı olsun. Amin..
 

18 Şubat 2011 Cuma

SEN BENİ ANLAMIYOSUN YA ANNEEEE BEN ONA YANIYORUM!!

Annem terastan sokakta oynadığım canım yakar top oyunumun arasında, bir seslendi ki istersen gitme. Uff diye diye koşa koşa merdivenleri çıktım, evimizin kapısı açıktı, içeriden kızartma kokuları geliyordu, ''kesin köfte patatesdir'' dedim içimden ''ah ne güzelde yapar annem, maydanozlu sarmaya benzeyen köfteler, patatesler annemin patatesi kalın kesilmiş, yanında biber, üzerine domates birde yoğurt ohhh yemede yanında ya ya uf acıktım yaaa öğlen yediğim salçalı ekmekten başka bir şey yemedim, babam kaçta gelirki'' ''anne'' diye seslendim annem geldi elinde küçük kırmızı para çantası, tabak, litrelik kola şişesi ''al şunu (parayı uzattı) kaybetme tabağı da al, bakkal Hüseyin'e git bu tabağa yarım kilo yoğurt koydurt, üstünü örtsün, örter gerçi ama, bir ekmek al, şu şişeyi de al bir kola al, birde bisküvi al pötibör 250 gr, sor bakalım kakao varmı varsa onu da al, sana para üstü bir lira geri verecek tamam mı cemre'' ''tamam'' en şirin ses tonuyla, ama kısık, korkak sordum
'' bir lira benim olabilir miiii? anne ''iyi tamam'' ''eksiksiz dökmeden gel öyle vereceğim bir lirayı'' her zaman ki annemin tembihi, işaret parmağın la başlar, tembihi parayı kaybetme, eksiksiz gel, dökmeden gel sözleriyle bitirir.
/ Şimdi bu yazdıklarımı benimle kızım arasındaki farkla yazayım/
Baktım ki evde ekmek,yoğurt kalmamış serviste olan kızıma telefon edeyim dedim..
Dıııııt dııııt
-Melisa nasılsın, neredesin kızım (yani gelmek üzere misin geldin mi diye soruyorum yoksa serviste olduğunu biliyorum)
-Bu saatte nerde olurum anneee servisteyim''
-Hı tamam paran kaldımı? yanında?
-Yoook!!
-Hııım o zaman servisten inince çal zili, asansöre para koyayım bir ekmek, bir kiloluk Sütaş yoğurt al kaymaklısından olsun ama, öbürleri güzel olmuyor, birde kola ziro al unutma ama.
-Anne bak bugün bütün dersler boştu, bütün gün okulda bahçede top falan oynadık, bu ayaklarım varyaaaaa nasıl zonkluyor biliyormusun, böle, odana yürü odadan çıkmıcaksın desen ne mutlu oluruuuuum, varya baaaak baaak bana acayip iyilik yapmış olursuuun o yüzden ben apartmana girriiiiiip, asansörden paraaaaa alııııpp o ağrıyan bacağımı sürüye sürüye bi kilometre ötedekii markete gidiiip hiiiç bişeee alamammm anneee ...
-kızım anlamıyormusun kardeşin uyuyor, ben çıkamam şimdi sen gelirken dediklerimi alıver telefonda sinir etme beni şimdi
-anne ben sana anlatamadım derdimiiiii, ben ona yanıyorum
-Ben sana alacaksın dediysem alacaksın bak babana telefon ettirme, almazsan açda kalacaksın unutmaaaa...
-OOof of tamam anneeee yeaaaa
Parayı aldı  geldi, ekmeğin en bayatını seçmiş heralde, yoğurt istediğim yoğurt değil, bir kolayı doğru almış gelmiş.
- Melisa ben sana ne dedim kızım
- UUf anne yeaaa aldığıma şükret ne yemek var onu söle...
-kıymalı kabak dolması
- off anne yaee bi günde piza yap, hamburger söle gelsin,  klasik klasik şeler....aramızda çok uçurum var yeaaaa...
-Paranın üstü nerede kızım
-O kadar hizmet ettiik oda bende kalsııın...xD xD.
Okuldaki normal dersler, konservatuvar, flüt, Şan dersleri, fazla gitmiyorum üzerine, sinirimle oturup kalıyorum...

17 Şubat 2011 Perşembe

FLÜT!!

Çok tatsızım ne yediğimden anlıyorum, ne giydiğimden ne yaptığımdan, sanki bir şeyin farkında bile değilim...Ne için bu hareketleri yapıyorum diye düşündüğümde oluyor...Otomasyona bağlamış durumdayım kendimi...E bu durumda bir şeyler yazabilmek zor herhalde..Yazamayışımın nedeni bu demek istiyorum yani....
Büyük kızım Konservatuarın şu an kursuyeri sınavı iki sene önce kazandı ve mezuniyet gösterisi için yan Flütle dört şarkı çalacak iki şarkı söyleyecek biri bu   http://www.youtube.com/watch?v=z7INs-vTick bakın alakaya  biri de bu   http://www.youtube.com/watch?v=C32nlzSmh_4    bütün gün bu iki şarkı söyleniyor evde tabii ve doğal olarak Sertap Erener in bu şarkısındaki o yüksek sesi çıkarması gün içinde çok fazla oldu...Sesimi çıkarmıyorum tabii yatak odama geçip kapıyı kapattım TV yi açtım, bir düşündüm kızım Soprano olmak istiyor ve ilerisini dü şü ne miyorum ama tabi ilk önce bu yaz konservatuvarın Lise bölümü için seçmeleri var o çok önemli. Ağustos ayında seçmeler..
Üniversitede seçmek istediği bölüm Soprano, oraya geçişi sağlayacak enstrüman da şu an için Flüt doğal olarak. Soprano olursa bütün gün bu sesleri çıkarmaya çalışacak...
Ama içimi de güzel bir heyecan kaplıyor onun olması gereken yer hep oydu..Bu seçiminden dolayı çok mutluyum. İki yaşından kendini bilene kadar her yerde elinde mikrofonla gezerdi ve çekinmeden şarkı söylerdi. Böyle bir çocuk kalkıpta avukat olamazdı zaten...
Hafta sonu onu konservatuvardaki derslere götürdüğümde bir notalık sesi çıkarmaya çalışan bayan bir öğrencinin 4 saat aralıksız aynı sesle bağırmasına şahit oldum çok ciddi meşakkatli bir iş.. Her işin zorluğu var ama bu ses terbiye işini hiçte basite indirmemek lazım. Bu işe gönül koyanların yolu açık olsun....

16 Şubat 2011 Çarşamba

TEKRAR HATIRLATAYIM DEDİM....CİRQUE DU SOLEİL

tE

DAHA ÖNCE HATIRLATMIŞTIM BU GÖSTERİYİ AMA BİR GELİŞME OLUNCA TEKRAR HATIRLATAYIM DEDİM, BİLETLERİN ERKEN TÜKENMESİ VE İSTEK ÜZERİNE 6 GÖSTERİ DAHA BİZİMLE OLACAKLAR, DÜNYANIN İLK HAYVANSIZ SİRKİ İSTANBULDA.....İYİ SEYİRLER .....

 Gülmek için : http://www.youtube.com/watch?v=uSgViEzhieU&feature=related

Etkilenmek için: http://www.youtube.com/watch?v=EOMlmcZGCRk&feature=related


Yetenek görmek için : http://www.youtube.com/watch?v=Fc5qrRDVVrw&feature=related

ve daha başka gösteriler için you tube den arayın cirque du soleil...

Sahne tasarımı, müzikleri, dansları, kostümleri ve makyajlarıyla gösteri sanatlarında bir devrim yaratan dünyaca ünlü Kanada-Quebec’li Cirque du Soleil topluluğu ,19 şubat-4 mart arası İstanbulda ben bu gösteriye gitmiştim harika diyebilirim.

14 Şubat 2011 Pazartesi

UMARIM SENİ SEVDİĞİMİZİN FARKINDA OLMUŞSUNDUR!!

Az önce Yok Böyle Dans'ın son dans gösterisinde seni seyrettim. Kupa senin biriciğin Can'a geliyor biliyormusun? Can seni seven her Annenin çocuğu artık, her ablanın kardeşi, torunu, oğlu, yeğeni biliyormusun?...
Uzun zamandır ağlamamıştım sanırım, sanırım senin başka bir boyuta gittiğini de anlamamışım, bu akşam bunu idrak ettim, ağladım..Çok üzgünüm hep bizimle, yüreğimizde, olacaksın diyemeyeceğim, evet zaman akıp gidecek karışıklık, koşuşturmaca, hengamenin içinde, ilk başlarda çok aklımıza geleceksin, sonra azalacak, sonra daha az, daha az derken arada sırada............
Üzgünüm.... Böyle olur hep daha öncede sevdiklerimiz de ayrıldı aramızdan,  ama senin yerini kimse tutmayacak sanırım, onların da yerini kimsenin tutmadığı gibi....
Senin arkandan atıp tutanları da boş ver, çeneleri yoruluyor sadece bu konuya hiç takılma... Sevenlerin olarak sadece başka bir boyuta neden gittiğini tam olarak bilmiyoruz bizi üzende bu..Bilirim sen hakikatlı kızsındır, böyle konuşan boş torba ağızlıları, takmazsın kafana, senin derdin insanları o enerjinle mutlu etmek, mutlu olmak sevmek, sevilmek değilmidir? senin olayın budur söylemiştin değilmi? .......
Umarım seni sevdiğimiz kadar da  sende bizi sevmişsindir......
Seni sevenlerin, senin rahat uyuman için elinden geleni yapacaktır emin ol.....Rahat uyu Joy joy....

10 Şubat 2011 Perşembe

HANGİ ÇİZGİ FİLM KAREKTERİSİN!!!!!!






Beni aynı mim için iki arkadaşım mimlemiş  (http://deepblueeagleforever.blogspot.com/ http://trainspottingmia.blogspot.com/) E o zaman bizde iki Çizgi Film karekterini yazalım dedim, zaten eğer iki mimim olmasaydı aralarında seçim yapmam çok zor olacaktı, böyle iyi oldu...
Ben yaş olayını tam hatırlamıyorum ama 10 yaşına kadar olabilir HEİDİ hastasıydım o kızı seyrederken ne eğlenirdim anlatamam..Hiç bir bölümünü kaçırmaz tekrarlarını seyrederdim. Ama şöyle bir ipucu vereyim büyük kızımın 3-4 yaşındayken TRT Heidiyi tekrar veriyordu işlerimi bitirir bitirmez, hemen kızımla Heidi yi seyretmeye oturdum....Çocukken Heidiyi seyrederken  onun  hayatının içinde olduğumu falan hissederdim. Benim hayatımla benzerlikleri vardı bana göre bir dedesi benim Mithat dedeme acayip benzerdi, Heidinin dedesinin elleri çok büyüktü benim dedeminde..Heidinin dedesinin keçisi vardı, keçileri sağardı, .Dedemin de keçileri koyunları, kuzuları vardı onları sağardı evlerinde babaannem Heidinin yediği ekmeğe benzer bir ekmek yapardı bende afiyetle yerdim...Dedem sağdığı sütle peynir yapardı Heidinin dedeside yapardı...Şubat tatillerinde Dedemlerin yanına giderdim, her gün kuzuları otlatma işlemi, süt sağma işlemi, ekmek yapma peynir yapma işlemi olurdu ...Evimize İzmir e döndüğümüzde, Heidi ne yaparsa bende orada neler yapardım onları düşünürdüm....

Bu yaşları geçtikten sonra benim saçlarım çok kıvırcık olduğundan arkadaşlarla birbirimize isim takılan bir oyun oynadığımızda bana şeker kız Candy denirdi... O zaten ayrı bir mevzuu...Onun sevgilisi vardı Antony aman aman aman  o ne yakışıklılıktı öyle o gözler bakışlar :p o saçlar..Hatta salak saçma bir şarkı vardı sözleride şöyle, güldüreyim sizi. ''Şeker kız candy Antonyle evlendi bunu gören Lisa hasedinden geberdi''...Bi çocuk vardı sınıftan Tunç öğlenleri beraber yemek takılırdık, yemek dediğimde okulun yemekhanesinde ne yemek çıkarsa, öğlen muhakkak ya o benim yanıma otururdu yada ben onun..Bir gün hatta o çocuğa saçlarını uzatsana sen dedim...Antony ye benzeticem ya göyaaa....neyseee işte böyle benim çizgifilm karekterlerim bunlar....
MİMİ DAĞITALIM
http://efendisiz-karakalem.blogspot.com
http://mosyoartin.blogspot.com
http://heidiningunlugu.blogspot.com
http://pardonsizimadonnasanmistik.blogspot.com
http://aryainneverland.blogspot.com/ 

7 Şubat 2011 Pazartesi

FİYONKLAR!!!!

http://plndrkn.blogspot.com/ diğer adıyla Fesleğen arkadaşım beni mimlemiş hemde çok eğlenceli bir mimle ''Fiyonk mim'' Ne kadar fiyonklu eşyaya sahipseniz, tanıtıyorsunuz..
Bu mim sayesinde ne az fiyonklu metaryelim varmış onu anladım.. Topu topu 2 fiyonlu şeye sahibim..Belki yazıyı yayınladıktan sonra bir kaç şeye sahip olurum belli olmaz....



İşte onlar;
















1) Fiyonk taşlı papilerim.....











2) Fiyonk yapılabilen gri Cashmere kazak gömleğim :p


Bu kadar...Ama ikiside çok sık kullandığım eşyalarım....Papilerimi çok şık buluyorum açıkçası...
Hele kazak eğer gideceğim yerde şık olmam gerekiyorsa , hem kazak hemde gömlek görüntüsüyle, cashmere olması nedeniyle de soğuk günlerde kurtarıcım oldu..


Dolaplarından çok güzel fiyonklar çıkacağını düşündüğüm arkadaşlarım ....


http://lilacsmell.blogspot.com/
http://nehirida.blogspot.com/
http://birmucizemvarr.blogspot.com/
http://trainspottingmia.blogspot.com/
http://devrimevrimlesirse.blogspot.com/
http://sihirlicikolata.blogspot.com/
http://aryainneverland.blogspot.com/Hadi iyi fiyonklar ...:)))

5 Şubat 2011 Cumartesi

TESTİ YEĞENİNİN BAŞINDA KIRILSIN İNŞALLAH!!!

Arkadaşlar iş ilginçleşmeye başladı burnuma kötü kokular geliyor.İlk önce haberi okuyalım, http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/16942705.asp?gid=373
Bu işte bir gariplik var Bu Hıncal Uluç denen dinozorun bahsettiği, TESTİ varya Testi O yeğeni olan Kerem Altan denen zatın Başında kırılır inşallah...... Bazı söylentiler var...şimdilik söylenti, inşallah emniyet görevlileri bu söylentileri de dikkate alır...

4 Şubat 2011 Cuma

SANANEEE!!!! KİMENEEE!!

Birileri canımı fena sıktı...Joy  joy'un ölümü arkasından hiç hoş olmayan kötü fısıldaşmalar hatta bunu bağıra bağıra yazan köşe yazarları oluşmaya başladı..Kim olduğunu söyleyip onun reklamını yapmayacağım..
İnsanları yargılamak ne zamandan beri herkesin üzerine düşer oldu? saçma soruydu doğru, ayrışmaların yaşandığı ülkemde, öteki medyanın köşe yazarı kalkıp ölen bir insanın arkasından alkol almasını, felaket tellalı şeklinde Türkiye laiktir laik kalacak lafına nasıl bağlayabilir?
Siz bizden çok daha iyi müslümansınız ya, o yüzden ölenin arkasından konuşmak size yakışır?
Biz az müslümanız ya, ama bak, bize ölenin arkasından konuşmak ayıp gelir!!
Sen Defne yaşarken bir kere bile olsun yaptığı herhangi bir konuşmaya, espriye, davranışına hiç gülmedin mi? Yada ne yaşam sevinci olan bir kız hiç ama hiç demedinmi? İşte senin için bu önemli olmalı onun nerede öldüğü değil..
Bir, eğer dediysen ölmüş bir insanın arkasından neden konuşuyorsun?
İki, eğer demediysen onu tanıyamamışsın, buda senin senin kaybın !!!
Yok babasına soracakmış küçük Can, babası annesini sorduğunda nasıl anlatacakmış? ne anlatacakmış?

ba ba ba SANANEEEEE?  KİMENE???
bu konuşmalar inanılmaz tatsız olmaya başladı...
Son olarak joy joy un arkasından atıp tutanlara ''Allah seni dedikodu yaptığın için öbür dünyada affetsin'' diyorum..
Dün Cengiz Semercioğlu çok güzel bir yazı yazmıştı ondan bir pasaj alıntıyla bu berbat konulu yazıyı bitiriyorum..

Defne'nin ölümünü merak edenlere yanıt veriyorum Defne Joy Foster'ın ölümü üzerine ilginç yorumlar, değişik sorular ortaya atılmaya başlandı. Buyrun hepsine yanıt veriyorum.
Deniyor ki; Evli bir kadının gecenin o saati başka bir arkadaşının evinde ne işi var?
Diyorum ki; Sana ne!..
Deniyor ki; 1,5 yaşında bebeği varken gece vakti sokaklarda ne arıyor?
Diyorum ki; Kime ne!..
Deniyor ki; işte dejenere yaşam budur, gençliğe kötü örnek oluyorlar.
Diyorum ki; Sen de düzgün yaşam tarzınla örnek ol!..
Deniyor ki; Demek 24 yaş altındakilere içki satılmaması doğruymuş, bakın ölümle bile sonuçlanıyor.
Diyorum ki; Otopsi raporunu bilmeden konuşma. Bu üzücü olayı da yasakçı zihniyetinin zemini yapma.
Sonra da ekliyorum...
Defne'nin hayat tarzı Ayşe'ye, Mehmet'in hayat tarzı Ali'ye uymayabilir... Ama hepsine saygı göstermeliyiz. En başta da gencecik bir ölüme...
Tam yazı için tıklayın...
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=16921763&yazarid=105&tarih=2011-02-03

2 Şubat 2011 Çarşamba

JOY JOY!!




Bu gün sabah benim ufaklık tam 7.45 de kalktı, yatak odasında ona süt verdim, bir çizgi film açtım, yatakta sağa sola dönerek uyanmaya çalıştım, baktım başıma ağrı girecek yataktan kalktım, terliklerimi sürükleye sürükleye wc girdim oradan çıktım salona geldim, tabi benim kuyruğum da arkadaydı, salonda ona yine çizgi film açtım mutfağa gittim ilacımı aldım pc' nin başına geçtim haberlere bakayım dedim, Hürriyetin sayfasını açtım, epey bir karıştırdım, tam sayfadan çıkıyordum ki son dakika yazısı düştü sayfanın soluna baktım Defnenin fotoğrafını gördüm bir duraksadım o,o,ooooo hayırr diye bağırmışım..
Defne yi televizyonda nasıl gördünüz, o yaşına kadar, yaşına kadar diyorum çünkü o ekranlarda büyüdü, olgunlaştı, anne oldu, nasıl canlı neşeli, konuşmalarını nasıl içten gördünüz, çok genç iken de öyleydi.
Belki bileniniz vardır İzmirliydi Defne, Alsancak ta annesinin Gül sokağın çaprazında, yurt dışından gelen orijinal jeanler, tişörtler satan küçük bir mağazası vardı, yanlış söylemiş olmayayım Defne 17-18 yaşındaydı her gün benim müdürlüğünü yaptığım mağazaya gelirdi o kabına sığmayan hareketlerinle her kezi güldürür çeşitli taklitler yapardı acayip neşeli hayatın hep dolu tarafından bakmaya çalışan bir kızdı..
Joy Joy derdim ona oda bana Mödür mödürümm diye dalga geçerdi.Küçüktü ama onun oralarda fazla kalmayacağını biliyorduk. İlk önce babasının yanına Amerika ya ''bakalım neler yapabilirim orada belki kalabilirim diyerek'' gitti... Döndüğünde yok mödürüm tipim Amerikalı ama ruhum Türk yapamam oralarda demişti..İstanbul a gideceğini söyledi, en son o zamanlarda gördüm. İstanbul a yerleşti. Sonrasına bende sizin gibi televizyonlardan tanık oldum.
Kral Tv de küçücük neşeli bir kız olarak başladı ve sunuculuk, oyunculuk merdivenlerini yavaş yavaş tırmandı genç bir kadın, anne oldu..O ünlü olduktan sonra artık ona o küçük Defne gözüyle bakamadım tabi.Ama onun bir gün bir şeyler yapıp bu toplumda farklı bir yerlerde olduğunu ben değil onu o küçücük zamanından tanıyan tüm esnaf bilir ve arasında konuşurdu....Bugün Alsancak taydım o zaman dan tanıyan ve hala orada olan esnaftan bir kaç kişiyi gördüm herkes farklı bir üzüntü yaşıyordu, inanamıyorlardı, buna gözlerimle şahit oldum..
Defneyi azcık ta olsa tanımış biri olarak Son zamanlarda ''yok böyle dans'' yarışmasında onu biraz fazla aceleci, fazla neşeli gibi görünmeye çalıştığını, ve ayrıca ölümü fazla ağzına aldığını düşünüyorum.
Bazı insanlara ölümü yakıştıramazsınız, belki klasik bir cümle, ama Defnede ölümü yakıştıramadığım biri benim için...Çok üzüldüm gerçekten çok üzüldüm.....Ölüm Allahın emri, yapacak bir şey yok..Allah küçük bebeğine uzun ömürler versin. Annesi hatice hanıma eşine, yakınlarına onu seven herkese Allah sabır versin Allah rahmet eylesin.......
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16922063.asp?yazarid=232&gid=61