30 Aralık 2010 Perşembe

BİR ÇORAP HİKAYESİ!!!

Google de bana blog ismimle ilgili arama kelimeleri gönderiyor bakın allahaşkına;

eşimin parlak çorapları
çorap terlikler
süper ince çorap parlak
ince çorap
seksi parlak çorap
kirli çoraplı akraba hikayeleri.
seksi parlak çorabın hikayeleri
parlak çorap anlattı
parlak çorap hikayesi
süper parlak çorap
eşimin ince çorabı


allaaam ya ne diiim ben...En enteresanları açılım yapayım ben...

1)eşimin parlak çorapları (eşinin parlak çoraplarını Google dan mi arıyorsun hacııı )
2) seksi parlak çorap (nasıl oluyor abi oo)
3) kirli çoraplı akraba hikayeleri (tebrik ediyorum seni, hayal dünyan çok geniş)
4) parlak çorap anlattı (çorap ne anlatabilir bir bakalım)
5)eşimin ince çorabı( hacıı eşinin dolabına bak orada olacak çekmeceye hee evet...)
6)parlak çorap hikayesi (anlatta dinleyek la)

Enteresan bir konuda var..Facabook ta beni arkadaş eklemek isteyen, kıllı erkek ayağına giyilmiş ince çoraplı fotoğrafı olan kişiler var onlardan çok korkuyorum :p içeriğine girince dehşete düşebilirsiniz. İsimler bir o kadar uyduruk ve genelde iri memeli, memeler dışarıda, kadınlar var... ürkütücü :p sanırım bu alemde anlaşılmıyorum...Bahtsızım...


 HERKESE BURADAN YENİ YILDA DİLEKLERİNİN GERÇEKLEŞMESİNİ DİLİYORUM...
İSTEKLERİNİN GERÇEKLEŞMESİNİ DİLİYORUM

BİR DEVİR BİTTİMİ NE!! ARKAYA BAKMAYIN ''DEVAM EDECEK'' YAZARLAR KAÇIN KAÇIN!!!


Aha iki gün üst üste dizi yazmak, da bana da nasip oldu. Hayırlı olsun, bu benim eve çok bağlanmamdan mı kaynaklanıyor acaba? İşsiz güçsüz olmamla alakalı olmasın sakın? Yada akşam yapacak bir şey yok.
Yaa kış işte...

O nasıl bir sondu, ya rabbim dizide kiiiiii..Karın sancısı gibi. Her bölümde, döküle, döküle, bir kaldık, o kadar döndürdüler, dolaştırdılar, lastik gibi uzattılar, sakız gibi gevelediler işin suyunu çıkarttılar, en sonunda yine kötü bir son. Hiçççç şaşırmadım, aslında ters köşe yapmadılar bize sağ olsunlar..
Necla adliyede boşanırken mesela, kocasıyla barışsa, birden vazgeçip birbirlerinin üzerine atlayıp hakimde boşamayıverseydi ya(egeli şivesi)  hem bebeği de olacak bak. Ali gidip Ferhunde ye bi çatsaydı sen bi çık git hayatımızdan diye. Leyla ya çocuğun beşiğinin altına para bırakan Oğuz abi zahmet evin tapusunu avukatla gönderiverseydi . Ceyda bi şapa otursaydı orada. Oğuz gidecek hapse kaçarı yok, ama nefsi müdafaa dan az ceza yeseydi...Sedef orada pink cadiillac la  gideriken bi göz atıverseydi işe yaramaz Şevkete eyiydii..
Aman abi beş senedir olayları, izleyicileri sömüre, sömüre, etrafta yeni başlayacak dizi için senaryo bırakmadılar. Ay ay ay, o dizide, akan gözyaşları bilmem kaç ton olmuşmudur sizce? Damarlarımıza acı gözyaşı zikrettiler, diziyi izlerken, hiç mutluluk yakıştıramadık o aileye...Yok şu zaman bitiyor, yok bahara kaldı, siz istediniz 29 bölüm daha, derken bugün bitmesinden ümitli değildim ben aslında. Hemen kapattım televizyonu arkasından ''devam edecek'' yazarlar diye çok korktum haaa...Kaç hadi kaç bitti sonunda...Reşat Nuri Gültekin ustanın romanını kesip, biçip ekleyip, çıkarttıkları için, kemikleri sızlamıştır heralde, nur içinde yatsın.. Bize de geçmiş olsun hacııııı.....

29 Aralık 2010 Çarşamba

KADINLAR ÇOK TEHLİKELİ, ERKEKLER BİR O KADAR ALIK!!!





Şimdi bu başlığı görenler oha demiş olabilir hani kaç haftadır yazmıyorum, yazmıyorum ama artık tak dedi yani...Neden bahsediyorum Öyle bir geçer zamanki dizisinden, evet, şu an bize bir dizi olarak gözükebilir ama kimin  ailesinde, tanıdığında, konu komşusunda, mahallesinde böyle olaylar olmadı ki. Kim bunlara sokaktan geçerken tanık olmadı ki?
Gerçekte buna benzer hiç olay yaşanmadığını mı sanıyorsunuz... En basitinden, şu an Türkiye bu diziye kilitlenmiş durumda neden?, çünkü gerçeği yansıtıyor, ha daha önce gerçeği yansıtan dizi yok muydu, vardı, ama bu kadar bilindik bir hikayenin çirkinleşmesini, böyle bir kadroyla bize hissettiren oyuncular yoktu sanırım, ben bile dizinin son 5 yada 6 bölümünden beri seyrediyorum doğal olarak kilitlendim, ben bile diyorum çünkü beni gerginleştirecek hiç bir şeyi seyretmem...Bu dizideki başarıları irdelemek bana düşmez, oyuncuları taktir ediyorum gibi bir laf etmeyeceğim, haşa ben seyrederek onları taktir ettiğimi gösteriyorum bir nebze de olsa, bu  konuyu geçiniz...
Bu nasıl bir babadır ki çocuklarını dağıtıp kırıp gidebilir, acı çektirebilir ve yaptıklarını kendine doğru olduğunu ispatlayabilir. Bunu ancak sevgisiz büyümüş bir baba yapmış olabilir mi dersiniz. Bu tip sevgisiz büyümüş bir erkek sevmez, ancak sahiplenebilir (cemile), yada sahiplendiğini sanır (karolin dişleği)
Baba demek şefkattir, evdeki oyun arkadaşınızdır, belki sırdaşınızdır. Hadi Aeelii sevgisiz büyüdü o, oldu bu oldu, da erkekliği nerede bu Aeelinin.?.Bir erkek bu kadar mı bir kadın karşısında küçülebilir, haysiyetsiz onursuz olabilir. Söylemeden edemeyeceğim eskiler yani büyüklerimiz bu tip adamlara a.. budalası derlerdi (okurlarımdan özür diliyorum)...
Birine eşinizden daha fazla heyecan, hezeyan duymuş olabilirsiniz, ama asla küçülmemeli, küçültmemelisiniz. Karşınıza çıkan o çekici sizi delirten bu kadını/adamı göklere çıkartırken, geride kalana bir nebze saygınız olmalı, unutmayın ki bir zamanlar geride bıraktığınız insanı da böyle sevmiştiniz. Bu kadar da alık olunmazkiii....

Bir kadın; bir kadının, acısından nasıl beslenebilir? Dönüp dolaşıp bir gün aynı şeylerin başına gelmeyeceğinin garantisini kim verebilir ona? sorarım.. Bende bir kadınım, ama ciddi söylüyorum bazı durumlarda hemcinslerimden korkarım.O yüzden hep kankalarım erkektir benim. Çocukluğumdan beri. İki kız arkadaşımdan başka çok samimi olduğum yoktur, birinle yirmi beş senedir, birinle de on senedir arkadaşımdır. Ha başka görüştüklerim vardır ama yüzeysel. En basitinden, kendilerine dokunma durumları olduğunda hemen pençeleri çıkar kadınların. Yanlış mıyım? var yani böyle tipler bahsetmiştim daha önce http://superinceparlakcorap.blogspot.com/2010/11/ben-apla-kapici-ucgeni.html yazımda .
Apla dediğim  o kişide tanık olmuştum. Özetleyeyim, birini sevdi apla acayip zengin, adamın iki çocuğu var karısı vefat etmiş, adamı önce kendini aşık etti, sonra bütün gün oturup planlar yapardı, çocuklarını adama kötü göstermek için ve başarılıda oldu da. En sonunda çocuklardan biri evlendi aman be dedi aldı payını cüzi bir rakam tabi, apla sayesinde, başka iş kurdu kendine, öbürü illallah dedi yurt dışına gitti.Yaa....
Sonuç olarak erkekler alık , kadınlar çok tehlikeli kızmayın abi...Tabi istisnalar kaideyi bozmuyor biliyorsunuz......Oh be anlattım rahatladım..

28 Aralık 2010 Salı

DÜŞÜN



Sakin ol,
bir deniz düşün
çivit mavi,
beyaz bir kumsal
oradasın,
sessizlik...
kendi yaptığın kargıyla balık tutuyorsun,
şemsiyenin altında,
keyiflisin,
gölgende seninle oturuyor,
küçük bir sehpan var,
üzerinde karpuz, kavun, peynir
istersen rakın....
mutlusun işte ötesi var mı?
bir düşün..



E bu yazıya resme uygun sayılır bir tıkla bakalım beğenecek misiniz şarkıyı...
 http://www.youtube.com/watch?v=R2eBQ2yoEp0&feature=watch_response

İncenin notu: Bu şarkının orjinalini Fizy den yükleyecektim ama yurdumun Müyapı kapattırmış fizy i...

26 Aralık 2010 Pazar

SEVSEN BEYAZ SEVMESEN ZENCİ BE HACII!!

Bir insanı artık sevmediğini hissettiğin  zaman, onunla aynı hayatı paylaşmak ne kadar zordur bilirmisiniz? çok zor bir durumdur inanın. Tabi bu konumu aynı evde hayatı paylaştığınız kişi üzerine düşünün.. Ben ne yapacağımda nasıl bu durumdan kurtulacağım soruları döner dolaşır beyninizde. Ha eğer o kişiyle imzalı bir bağınız yoksa, türlü türlü çekip gitme planlarından en az birini tutturabilirsiniz. Eğer varsa zor, hele ki hayatınızı uzun bir süre ona endekslemişseniz, iki kat zor. Bu durumdan önce ekonomik özgürlük olarak, daha sonra varsa çoluk çocuk, en son  eşyalar, evcil hayvan paylaşmaya kadar planlar yaparsınız. Eğer ekonomik özgürlüğünüz size kolay  konum sunabiliyorsa  oo çok iyi. Aniden her şeyi toparlayıverirsiniz geriye bir tek ruhunuzu toparlamak kalır oda zamanla olur. O zaman yeni hayatınızın tadını çıkartabilirsiniz.
Eğer sadece ekonomik durumunuz size özgürlük getiriyorsa ki sevmediğiniz bir insanla hayatınızı devam ettirmek tutsaklıktır bana göre, oda iyi...
Şimdi neler geveliyor diyeceksiniz, bu kendinle ilgili bir şeyler mi anlatmaya çalışıyor. Hayır, samimi bir arkadaşımdan bahsediyorum oda benim gibi 2. evliliğini yaptı benim gibi 2 çocuğu var, biri büyük kızımın sınıf arkadaşı diğeri küçük kızımdan 8 ay küçük kızı var. Aslında  arkadaşımdan daha önce bahsetmiştim http://superinceparlakcorap.blogspot.com/2010/11/kadina-siddete-hayir.html  yazımda. Uzun zamandan sonra beni aradı ve ayrılma kararı aldığını söyledi, şaşırmadım tabii. Ama sordum, yine sana bir şey mi yaptı diye. 'Yok hayır ben uyandım'' dedi ''ha?'' demişim salakça anlamadım çünkü.
Kız şuan aralarında bir sorun olmadığını, hatta kocasının evin geçimi dahil ev için çok çabaladığını, ama arkadaşımın umurunda olmadığını anlattı. Olaydan onca zaman geçmesine ve doktora gitmelerine rağmen arkadaşımın olayı unutamadığını hatta diğer olayları hatırlattığını ve her gün sadece çocuklar için değilde onun içinde, yemek yaptığını, onunla aynı yatakta uyuduğunu, veya seviştiğinin, ona tarifsiz acılar verdiğini, ve ruhunun acıdığını anlattı.. Bu sefer şaşırdım işte, oysa ki o bunları yaşarken defalarca ona anlatmaya çalışmıştım, evet onun deyimiyle şimdi uyanmıştı, talihsizlik.
Esas sorun onun beş parasız hayata nasıl tutunacağıyla ilgiliydi, bu konuda o na ahkam kesemedim. Arkadaşım talihsiz bir evlilikten kurtulmak istiyor ama iki çocukla ne yapacağını gayet tabi bilmiyor..
Nafaka almak bir yana  O;
- sen bırakajak aeeleiii. Benimle olajak sen yok hayatimızdaeee.. diyen dişlek karolinin ali kaptanı gibi kızına karşılık para yada ve ev diyebilecek cinsten biri kocası var ve derde muhakkak. Arkadaşımın en korktuğu şey bu, ha dememe ihtimali de var ama o zamanda hayatı çocuk onda kalırsa ki mahkeme verir, zindan eder arkadaşıma...
Off çok zor şeyler, ne yapacak bu kız, beş parasız kalacak o kesin, çok zor çok..Oysa ki bu insanlar birbirleri için delirerek evlendiler. Bir hikaye hepmi aynı olur, bu hikayeler bi değişsin artık ya .. İsyan edesim var, aşk meşk boş işler diyeceğim nerdeyse yaaa...
.. ..
Bir şarkı çalalım bariiiii....

http://fizy.com/s/1lwon4.

24 Aralık 2010 Cuma

MİM!!

İlk defa deepblueeagle tarafından mimlenmişim :) ne mutlu bana... Anca yazabiliyorum hadi bakalım,Deep teşekkür ederim...:)


1-Yeni Yıla Nasıl ve Kimlerle Girmek İstiyorsunuz


Aslında yanlız olsam çok güzel olurdu yada küçük bir teknede, babamla balık tutarken yılbaşına girmek isterdim..

2-Yeni yılda beklentileriniz neler? 



 iş iş iş :)Şu evden bi çıkayım yaaaa...

 3-Yeni yıl sence ne demek?


Yaşlanmak direkt yaşlanmak yani


4-Yeni yılda ne olursa çok mutlu olursunuz?


Ailem sevdiklerim sağlıklı olsun kimse hasta olmasın maddi sorun çekmesinler yeter..


 5-Yeni yıla dair mesajın nedir? 
Sevin, sevilin, kendinize iyi bakın, mutlu olmaya çalışın.

Gelelim mimlereee ilk mimlerimi yazıyorum

Mery daimon

Uyumlu romeo


Lilacsmell

Sihirli çikolata

Galeri Ebru

Nehir ida 

Fell-Creep

Duc de smyrne

profösör






           

21 Aralık 2010 Salı

HAŞİMATO





Haşimato hastalığını bilimisiniz? Haşimato  zor ve süründüren organlarınızı yavaş yavaş bitiren bir hastalık. Allah korusun ne hastalıklar var  ben bu hastalıkla 2006 senesinde tanıştım ki tanışmaz olaydım.

Eşim işi dolayısıyla İstanbul da bir  haftadan fazla kalmıştı, bende hava değişimi olsun diye yanında gittim, zaten giderken moralmen sıfır ve dünyadan bezmiş halimle gitmiştim. Otele girdim ve üç  gün çıkmadım, pijamalarla otel odasında o kanepeden bu kanepeye, TV başında, telefonun ucunda yada  pencereden Karaköy vapurlarının fotoğraflarını çektim,  Haydarpaşa garının bir sürü fotoğrafını çektim, geçen insanları seyrettim durmadan kırılan tırnaklarımı yapıştırıp, oje sürdüm, ama  yemek yemedim, eşimle sabah kahvaltısını yaptıktan sonra yalnız hiç bir şey yemedim, iştahsızlık vardı ve durmadan ağladım nedensizce....
Üçüncü günün sonunda eşim dedi ki ''Allah aşkına çık artık bu odadan ve bu akşam bak yemeğe gideceğiz hazırlan lütfen'' Bu uyarıdan sonra kalktım geldiğim kıyafetleri giymek için aha, pantolona sığamıyorum, giremiyorum içine mümkün değil, yarısına kadar geliyor yukarı çıkmıyor, gömlek desen her bir yerim bılıng bılıng fırlıyor, bir acayiplik var anlam veremiyorum bu durumumu gören eşim ''ne yaptın sen durmadan oda servisimi çağırdın'' dedi. ''Seninle yediğimiz yemekler haricinde, bir şey yemediiimmmm ben böğööööö'' diye ağladım bu sefer'' tamam tamam'' diye sakinleştirmeye çalıştı çünkü avazım çıktığı kadar bağırarak ağladım bir çocuk gibi.
Sakinleştikten sonra o kıyafetlerle otel odasının kapısından burnumu bile çıkaramayacağım için  eşimin kotunu ve tişörtünü giydim, eşim '' gidip bir şeyler alalım'' dedi yalnız başıma alışverişe gitmeyi tercih ettim. Mangonun kapısından girdim '' siyah pantolon istiyorum'' dedim, ki bedenim 38 dir, kız bana 42 beden verdi kızı tersledim, daha önce mağazacılık yaptığım için  kaşımdaki kişinin az çok bedenini tahmin eder ona göre beden verirdim,  kızın bakış açısına sinir olup, ''hemen neden 42 verdiniz'' dedim kızda ne yapsın'' bu pantolonun kalıpları çok dar'' dedi.'' Ben bir 40 alabilir miyim?'' dedim kızgın bir sesle aldım, girdim kabine, aha 40 bedene giremiyorum yukarı çıkmıyor pantolon, bir surat bende e vaktimde az, burnumu yere düşürdüm 42 bedeni  istedim ve ancak ona girebildim. Gömlek desen large beden. Ben bir mutsuz dönüyorum otel odasına yolda bir eczane gördüm girdim tartılayım ne dir bu durum gelmeden  65 kilo olan ben, tartıda 71 kiloyu görünce çığlık attım eczanede kiler bu durumuma güldüler.
  Odaya geldim benim suratımı görünce ''hiç alışverişten dönen bir kadın suratına benzemiyor suratın''  dedi eşim...Olanları anlattım şaşırdı...Moral bozukluğunla yemeğe gittik. Ertesi sabah gazete okurken sağlık köşesinde ''Dikkat aniden şişlik hissettiyseniz, durmadan ağlıyorsanız tiroitlerinize baktırın yazıyordu.'' Olay anlaşılmıştı artık tiroit bezlerimde bir sorun vardı ama ne? Beni 18 yaşından beri takip eden doktoruma olanları anlattım ve o da beni Ende kronoloji doktoruna yönlendirdi... Çocukken annemin beni kızımda guatr olabilirmi diye doktora kaç defa götürdüğünü ve doktor tarafındansa delimisin kadın diye terslenip gönderildiğimizi de hatırlıyorum. Ve yine çocukken deli gibi yediğimi kilo almadığımı, sürekli başımın döndüğünü, bayıldığımı, hatırlıyorum işte o zaman, metabolizmamın çok hızlı çalıştığı anlaşılabilir, ona göre bir önlem alınabilirdi..
Yapılan bir çok kan testinde, hormonlarımın alt üst olduğu ve  tiroit bezimin hiç çalışmadığı ortaya çıktı yani Metabolizmam artık çalışmıyordu, dışarıdan sentetik hormon ilacı alacaktım. En kötüsü de bu hastalığı bilmeyen ve ne olduğunu dinlemek bile istemeyen salak insanlar dan nefret ettim, çünkü beni gören hemen ''' aaa cemre sen ne kadar kilo almışsın yiyip yiyip yatıp uyuyormusun''  diyorlardı. (ha ha ha, hayırrr şöyle kii yatarak yiyorum, hatta senide yiyebilirim diye cevap veresim geldi).. Doktor bu hastalığı anlatırken benim gözlerim fal taşı gibi açıldı, en can alıcı lafıysa '' bu hastalık hayat boyu geçmez'' idi orda yıkıldım diyebilirim. Şimdi uzun bir yazı yazdım zaten sizi sıkmak istemiyorum ama bu hastalıktan etrafınızdaki insanlarda da olabilir, her şişman çok yemez bunu unutmayın ve etrafınızdaki şişman insanlara bu gözle bakmayın lütfen.
Bana gelince, bu hastalığa bağlı, insülin direnci ve kansızlık buna benzer hastalıklar sahibi oldum ve bir çok cici ilacım oldu her 2 ayda bir kan testlerimi kontrol ettirme me rağmen ve ilacımı düzenli kullanmama rağmen tekrar bu hastalığın başına dönmüşüm yine. Ne yapalım Allah daha kötü hastalıklardan korusun. Sizi hastalıkla daha fazla sıkmayayım bu hastalığın açılımını merak edenlere  özetini çıkardım.

Haşimato Hastalığı, tiroit bezinin müzminleşmiş bir iltihabıdır.
Hakaru Haşimato adlı bir Japon doktoru tarafından tanımlandığı için onun adıyla anılmaktadır.
Tiroid bezinin iltihaplanmasına genel olarak Tiroidit adını vermekteyiz. Bunun pek çok nedenleri olabilir: Bakteri, virüs, ışın tedavisi, iyot eksikliği ve henüz bilemediklerimiz... Haşimato Hastalığı, bilinmeyen nedenlerle ortaya çıkmaktadır.Tiroidit, yeni doğandan yaşlılığa kadar hayatımızın her döneminde görülebilir.
Haşimato hastalığı da bunlardan biri olup, "nedeni bilinmeyenler" arasında telaffuz edilir ve burada sözü edilen iltihap, irin ya da cerahat değildir. Hastalık, öldürücü değildir ama tanı konup tedavi edilmezse kelimenin tam anlamıyla süründürebilir. Haşimato, kadınlarda erkeklerden daha sık görülmektedir. Bu hastalığı 1 erkeğe karşın 10 kadında teşhis etmekteyiz. 30 ile 60 yaşlar arası, hastalığın en sık görüldüğü dönemlerdir.
İyot eksikliği, Haşimato Hastalığının en başta gelen hazırlayıcılarından biridir. Tiroid hormonlarının ham maddesi iyot dur. İyot olmadan ne tiroid bezimiz doğru çalışır ne de hormon sentezleyip kana salabilir. İyot, başta tuz olmak üzere gıdalarla alınması gereken bir elementtir.

Şişmanlık

         Haşimato Hastalığı; halsizlik, yorgunluk, kabızlık, uykuya eğilim gibi yakınmalara yol açar. Adet düzensizliği, cinsel performans azalması hatta kısırlığa neden olabilir. Hastalar kolay kilo veremezler. Bunun nedeni vücutta biriken su yani ödemdir. Rejime karar verdiyseniz bu işe mutlaka tiroid hormonlarınızı ölçtürerek başlayın. Gözden kaçan bir hipotiroidi ile yapılan rejimden iyi bir sonuç alamayacağınız gibi zarar da görebilirsiniz.
Bu hastalıkta kan kolesterolü yükselir. Farkına varılmaz ise boş yere kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılır. Neticede gerçekten bir kalp-damar hastalığı yerleşebilir.
Depresyon
Haşimato Hastalığı ile birlikte olan hipotiroidi, ruhsal durumu olumsuz etkiler. En sık depresyona neden olur. Bıkkınlık, karamsarlık, içe kapanma davranışları ortaya çıkar. Panik ataklara yol açabilir.
Zeka donar
Nodüllertiroid hormon düzeylerinin düşüklüğü de çocukluk çağında eş derecede önemlidir. Bu nedenle hormonların ölçümü ve takibi son derece önem taşır. Çünkü bu hormonların eksikliği bedensel gelişmeyi ve entellektüel performansı doğrudan etkiler. Bu etki okul başarısına ve ruhsal davranışlara yansır.
Kıssadan hisse: Çocuğunuzun beden gelişimi ya da entelektüel performansı konusunda kaygılıysanız bu yazdıklarımı doktorunuzla paylaşın.
Haşimato Hastalığında, asıl görevleri vücudumuzu savunmak olan antikorlar, bilinmeyen bir nedenle tiroid bezine saldırırlar. Bu durumda tiroid bezi en temel gereksinimimiz olan hormonları üretemez. Bu hormonların eksikliğinden doğan belirtiler, hastalık olarak ortaya çıkar.

20 Aralık 2010 Pazartesi

ACI

Bende kendime üzüldüm,
Yarım kalan aşka üzüldüm,
Ona üzüldüm,
Bu bizim başımıza gelebilirmiydi?
Karanlıklarda kaldım,
Farkında bile olmadım,
Karanlıkta mıyım, yaşıyor muyum?
Hayatta mıyım, yemek yedim mi?
En son ne zaman yedim?
Uyudum uydum, uyudum,
İyileşirim umuduyla..
Acıyı yaşadım sonuna kadar..
Acı içime işledi,
Yaralarım kabuk bağladı bağlamasına,
Ama başka yaralar açılınca.....


http://www.youtube.com/watch?v=hSjIz8oQuko

Röportaj

lilacsmell in blogun da benimle yaptığı röportaja buyrun ...

Süper İnce Parlak Çorap adlı blogun sahibi sevgili Cemre'ye mikrofon uzattık :) O da içtenlikle yanıtladı....
     
          Bize kendinizden bahsedermisiniz?
 
 Kendi halinde biriyim aslında, blogumun başında, benim sevdiğim, beni anlatan bir başlık var, bu sorunun cevabı o diyebilirim.

  • Blog yazmak dışında neler yaparsınız?
Herkes gibi normal günlük hayatıma devam ediyorum.


  • Ne zamandan beri blog yazıyorsunuz?
 2009 dan beri.


  • Neden blog yazıyorsunuz?
Rahatlıyorum aklımdan geçenleri yazıya dökerken de yazımı, anlatım dilimi geliştirdiğimi düşünüyorum..

  • Blog adınızın anlamını açıklar mısınız?
Aslında öyle oturup uzun, uzun, düşünmedim, aklıma birden geldi, sonuçta kadındım ve kadın blogger olduğumu ortaya çıkartan bir isim olmalı diye düşündüm ve kadınlara özel olan bir giyimden ortaya çıkarak ‘’ Kadınlar; Annedir, eştir, kardeştir, sevgilidir (SÜPER) Kadınlar; zariftir, narindir (İNCE) Kadınlar; ilham, sevgi aşktır(PARLAK) olarak açıklanabilir bunu blogumda da anlattım.

  • Hedef kitleniz kimler?
Bir kitle düşünmedim ve belirlemedim, her kesimden, her yaştan insan okusun istedim, izleyici kitlemi incelerseniz yaş aralığının ve izleyicilerin bloglarının farklı konulardan oluştuğunu görebilirsiniz.
  • Herkesin blog yazmaya başlamadan önce okuyup ilham aldığı bloglar vardır. Size ilham veren bloglar var mıydı?

 Daha önce hiç blog takip etmedim. Blog yazmaya başlayınca yazarları ve bloglarını fark ettim.

  • Blogunuzu tanıtmak için neler yaptınız?

 Facebook' ta blogla ilgili sayfalarda blogumun linkini kopyaladım. Blog Kütüphanesi'ne üye oldum, orada paylaşımlarım oldu.

  • Blog yazarlığı size ne öğretti?
 Daha akıcı bir dille yazabiliyorum. 

  
  • İnsanlarla kolay iletişim kurabilir misiniz?
Evet kurabiliyorum bir sorun yok.

  • Diğer blog yazarlarıyla iletişimiz nasıl? Türkiye'deki blog atmosferini nasıl buluyorsunuz?  
Normal. Herkes birbirine saygılı ama itiraf etmem gerekirse, birbirini takip eden çok fazla blog yazarı var.

  • Blog yazma konusunda sizi rahatsız eden şeyler var mı?

 Küfür hoşuma gitmiyor yani üstü kapalı küfür edilebilir ama alenen ve açıkça yazmak beni çok rahatsız ediyor yani demek istediğim her satırda, her anlatımda, küfür hoş değil. Eğer güzel bir yazı çıkarmışsanız küfürle süslemenize gerek yok. Ben de bazı yazılarımda, aşırıya kaçmadan küfürler yazdım ama üzeri kapalıydı ve her yazıda yazmıyorum..

  •  Aileniz ve yakın çevreniz blogunuzu okuyor mu? Fikirleriyle size destek olurlar mı?

  
Ailemden bilen kimse yok. Bir kuzenim ve bir arkadaşım biliyor, onun dışında kimseye söylemedim.

  • Blogunuzun başarılı olduğunu düşündürecek kriter nedir? Ne olursa başarılı hissedersiniz?


 Bu yazdıklarımı kitaba dökmem istenirse başarılı olduğumu düşünebilirim. Çünkü çok küçük yaşlardan beri bir kitap yazma isteğim vardı, denemelerim de oldu, ama kendi yazdıklarımı, beğenmiyordum şimdi blogda güzel yorumları okuyup ve her gün izleyici sayısının arttığını görünce biraz bu fikrim değişti. 

  • Blogunuzla ilgili hedefleriniz nelerdir?
Bu blogu  açalı 1,5ay gibi bir süre oldu ve bu sürede 83 izleyici ve 2000 e yakın ziyaretçiye ulaştı, ki bu benim beklediğim bir sayı değildi. Bu şekilde devam edip okurların keyifli saatler geçirmesini sağlamak benim için yeterli.

  • Ve son soru :) Blog yazmaya heveslenenlere ne tavsiye edersiniz?
Seviyeli ve içlerinden geldiği gibi yazmaları yeterli, taklit olmasınlar…

Sorularımı yanıtladığın için teşekkürler Cemre, blog dünyasında yolun açık olsun...

17 Aralık 2010 Cuma

BU HAFTA BENİM HAFTAMMIYDI NE???












                                                                        Bugün sabahtahttp://deepblueeagle.blogspot.com/
                                                                       Ödülendirdiği bloglar arasına koymuş süper haberler!

İlk önce hafta başında http://lilacsmell.blogspot.com/
blogunda haftanın blogu seçildim ve hafta boyunca Gül
blogum daki bazı yazılarımı yayınladı ve son olarak röportajımı bugünkü yazısında http://lilacsmell.blogspot.com/2010/12/super-ince-parlak-corapla-roportaj.html yayınladı...


*Her iki arkadaşımada çok teşekkür ediyorum çok onore oldum kucak dolusu sevgiler....Onlara küçük kızımın omlet adamlarından birini hediye ediyorum..

14 Aralık 2010 Salı

De'Ja' VU

                           
                      Aslında bu aralar bir şeyler yazmam diyordum ama , biraz önce Nat Geo Wild da Balıkçılık serüvenleri gibi bir program izlerken, beni ne mutlu edebilir diye düşündüm ve aklıma, kiiiiii onun adı bu değil, Berk' in hep beni mutsuzluktan kurtarışı geldi...Berk çocukluk arkadaşım  şimdi yurt dışında yaşıyor, ona sevgim bir başka canımın içi o benim, ruhuma iyi gelen en sevdiğim insanlardan biri....
Bir dönem boşanma, iş kaybı, para kaybı yaşadığım bir zamandı. İki gündür aynı şeylerle evin içinde dolaşıyor aynı şeylerle yemek yiyiyor ve aynı şeylerle uyuyordum. Yani takım olarak pijama üzerinde sabahlık, ayağımda ayı terlikler evet evet bu yatış moduna ayı terliklerde dahildi. Ev desen ev, ev değil, okunmuş gazeteler her yerde, salondaki TV hiç kapanmamış, bir sürü bardak sehpanın üzerinde, kanepe yastıkları her yerde, saçım başım dağılmış, yıkanmamanın verdiği ayrı bir güzellik var saçlarımda. Buzdolabında bir şey yok meyve suyu, kola, salça, o kadar, fare olsa evde sıkılır kemirecek bir parça bulamaz mutfakta, en sonunda odalara yatay geçiş yapıp, gider yastıkları kemirir o derece kayıp bir dönemdeyim... Oturuyorum mutfak masasının  yanında elimde bir bardak su, tavana ne zamandır baktığımı bilmiyorum o halde, irkildim birden, bir telefon sesi geliyor masanın üzerinden, üzerindeki tencere tabak arasında aradım buldum, telefonu açtım ''kimsiinnn'' dedim yaa, aslında telefon alınır ele, bakılır can canlı ışığın arasında yanıp sönen ismi görürsün, açmak istersen açar isminle hitap edersin......ben direk kimsiiin ruh halime bak yanii...''ohaa çüşş Ne oluyor ben berk'' dedi  onun sesini duyunca rahatlamadan ve kendimi iki gündür sıkmanın verdiği sıkıntıyı atmadan dolayı ''Muaaaaaa hııımfff  beaaarrrkkk ölüyorummmn beaaaaannnnnnn bittiim bitiikııım iki gündür konuşmuyoaaaaaaam evden çıkmıyooooom hıııffffssss'''dedim '' a-aa geliyorum hemen'' dedi. ben yine aynı yerde oturmaya devam ettim. Yarım saat sonra geldi. ''Bu hal nedir? bu ev nedir? niye beni aramadın bu duruma gelinceye kadar''dedi ben'' tııısffff tısssff'' diye seslerle ağlayarak'' ee işte kendimde miy dim ben'' falan diyorum...Bana o durumumdan çıkmamı sağlayacak, kendime getirten bir çok şey anlatıp beni ikna etti...
Geldi evi topladı, beni topladı, ruhumu topladı, üzerine birde getirdiği malzemelerle sıcak şarap yaptı keyifli keyifli film seyrettik.....O kafalardandan çıkıp başka kafalara girdim. Sanki bütün sorunlarım bitmiş gibi hissettim kendimi...Şimdi çok sıkıntılı bir dönemden geçiyorum, içimde bir şeyler sıkışıyor aynı moda girmeye yakınım, o ise Avrupada bir şehirde başka mücadelerin içinde ...Keşke şimdi burada olsa da gelse, beni toplasa, ruhumu toplasa, birde sıcak şarap yapsaaaa.....

Bu Blog u takip ediyor ve ona sormadan bu yazıyı yazdım, ama bu şarkı onun için
http://www.youtube.com/watch?v=CCTHuR_ayAs&feature=related 

11 Aralık 2010 Cumartesi

AYNI..............

Saat 00:53..........Uykum geldi şimdi gidip yatacağım, uykumda unutacağım belki, sabah kaltığımda, yine her şey benim için aynı olacak, herkez aynı, benim günüm aynı ve ben aynı şeyleri yaparken bulacağım kendimi..........Kötü bee... Pek bahtsız gördüm kendimi...